30 09 2009

Son 'Eylül'

Eylül... Hazanın mihmandarı... Ömrümün canyoldaşı...

Eylül yağmuruyla yıkanırken toprak, çehrem gözlerimin yağmuruna nasılda sabırlı... Hazan, ömrümün yaraşanı... Bedenim savrulurken aklımla beraber ellerim dolu acı...

Son ‘Eylül’e düşen satırlarla düşüyor gözlerimden bir ‘Eylül’ yaşı... Satırlarım kan kırmızı... Çehrem hazana özenmiş sanki, sapsarı...

Yağmurdan koruyan şemsiye nasılda yabancı... Yağmura çare belki, ya kedere ne tutmalı?... Nasıl korunmalı? Şemsiyenin kalbinde bir acı... Yağmurdan korunmaya niyetim yok ya neden kedere bu can atışları?...

Şemsiyenin dilinden bir anlasa elinden tutanlar, bir bilseler... Kaç yağmurdan korududa yorgun bedenleri, koruyamadı ayak uçlarına düşen gözyaşlarından kalbi kırılmışları. Vurgun yemişleri, canı yanmışları, tutamadı düşen yaşlarını... Bilseler nasılda içi sızladı... Hazana çalsa rengini kederini ele verirdi... Ya rengârenk olunca kedersiz miydi?... Bilseler sapsarı hazanın koynunda rengârenk kederler taşırdı... Ve bir kedere daha ortak şimdi benim rengimede çalındı...

Son ‘Eylül’ün kalbine bıraktığım sırlarla veda ederken ayların şehriyarına... Ya Rab yıka kederlerimizi hazan yağmurlarıyla!...

Şafak...

 

 

43
0
0
Yorum Yaz