20 10 2009

Sendin Avuçlarımda Al Kandan!...

 
Görsel: Can Türk (Güzel çalışması için güzel dosta sonsuz teşekkürler...)

Kaç vakit geçti gidişinin ardından sayamadım... Çekti beni rayihanda ardından ağladığım yollara vurdum kendimi... Ben aslında en güzel vurgunu sende yedim sevgili! Ve ardından yediğim her vurgun, ilki sen olduğundan güzeldi... Hoş tüm vurgunlarımın sebebi de bir tek’ti...

Saklayamayacak kadar çok ağladım ve ağlayamayacak hale gelecek kadar yaş döktüm gidişinin ardından... Senin garibin olmak tüm saltanatları yaşamaktı bir bakıma ve gelip deli rüzgârlar gibi vurduğunda kalbime, insafsızca acıttığında canımı biraz daha biraz daha eğdin başımı... Asi yanlarım seninle yok oldu... Her vurgununla sabır tesbihimin taneleri biraz daha çoğaldı... Koparıp atacak saymayacak hale geldiğimde yokladım kalbimi aslında hepside yalandı... O gerçeğin yalanı... Kaderin önünde boyun eğdiren o gerçeğin idrakı dağıttı tesbihimi bir bir yere düştü her bir tanesi...

Gidişinin yıldönümlerini kutlarım aynı yerde... Deniz ve gök şahidimdi. Şahidimdi gündüz ve gece koyup gittiğin o yerden kalkamadım kalakaldım öylece... Gözyaşlarım karıştı kumlara. Bedenim kış ortası yangını yaşadı küllerim savrulup takıldı saçlarının herbir teline. Ayrılık bir zindandı, ellerimde bir değil bin bir kelepçe vardı. Gelmediğin hergün yeniden vurulan... Ben mahkumu yokluğunun...

Bir bakışınla kanadından vurulmuş kuşlara dönerdim, bir gülüşün kurşun olurduda ta sinemde hissederdim. Ellerin değince ellerime yanardı avuçlarım... Bilmezdin sen, ben kıyamayıp bakamadığımda gözlerine hamdederdim...

Bak şimdi kanıyor avuçlarım. Hoş sen göremezsin sevgili! Sen hiç kanamadınki!... Boş laf benimki... Seni dileyen her seherde, ardından uzanan ve yanan ellerinde bak şimdi kanıyor avuçlarım kanıyor hasretinle... Ay ve güneş şahitti şahitti gündüzle gece siyaha çaldı tüm renklerim. Ben aslında yokluğunda yenilendim, “aşk” kelamının içine binlerce anlam sığdırdımda sen bilmedin. Sen aslında birazda kendini anlamdan azad eyledin.  Sen beni kuyulara koyduğundan beri bilirim mutluluğa erdin!

Dokunduğum her bir zerresi bedeninin şimdi al kan avuçlarımda... Tuttuğum her goncanın dikenini arar evvela parmaklarım. Sen nasıl bir vazgeçerişle vazgeçirdin aşk sandığım aşktan beni... İçi boşmuş dolu sandığım avuçlarım gibi. Ve sen bana ne büyük iyilik ettinde gülün önce hârını sevdirdin. Sonra “aşk”a binbir anlam verdirdin!

Beni çağlar öncesine aşk alınıp aşk satılan alemlerde gezdiren bir diken acısı şimdi avuçlarımda... Ve al kanlar “aşk" diyarlarına seferlerimin sebebi... Şimdi binbir hüzün taşırken ruhum, şükrüm; ömrümün siyahına çalınan al kanlar... Göremezsin sevgili seherlerde göğe uzanan ellerimde biriktirdiğim hüzünlerimi ve dahi ümitlerimi, sen bendeki seni bile göremedinki... Oysa her bir yara sarılmak içindi, her bir hüzün bir ferahlık sunanla yok edilebilirdi ve her bir aşk mânâsını bulduğunda başka bir kalpte yücelere erebilirdi. Bilmedin... Sen gitmeleri seçtin... Bense hiç isyan etmedim. Aldıklarına da verdikleri gibi şükrettim...

Ben şimdi siyahına çalınan al kanlarla avuçlarımda aşkının yetimiyim sevgili! Kalakaldım hasret diyarlarında tesbihim dağıldı ve dağıttılar tüm teşbihlerimi toparlansa parçalarım, yine sen ederdi! Öyle ki dağılmışlığı bile sendi... Hediyeydi Hak’tan kalbime ve lütûftu avuçlarıma rengi aldan... Siyahı bendim bu hikâyenin ve tek baş kaldıran rengi sendin avuçlarımda al kandan!

Şimdi topla dağılmış teşbihlerimi!.. Bak, sen her biri! Ve bırak tesbih tanelerimi... Saymazsın sayamazsın ki sen, her biri sabrımın şahidi... Bırak kalsın onlar dağıldıkları yerde, şahit olsun gittiğin yollar da onlarla birlikte... Gitmelerinin kapı eşiklerinde bekleyen gelmelerinden biriyle süzülünce sen... Biliyordum avuçlarımı görmeyeceğini ve biliyordum yine gideceğini...

Ellerinin izleri al kandan... Bak! Avuçlarım yenileniyor  aşka niyazdan...

Şafak...

 

 

 

 

 

85
0
0
Yorum Yaz