24 11 2007

Kara Sevda

    Kara SevdaBir kere sevdaya tutulmaya gör; Ateşlere yandığının resmidir. Aşık dediğin, Mecnun misali kör; Ne bilsin alemde ne mevsimidir. Dünya bir yana, o hayal bir yana; Bir meşaledir pervaneyim ona. Altında bir ömür döne dolana Ağladığım yer penceresi midir? Bir köşeye mahzun çekilen için, Yemekten içmekten kesilen için, Sensiz uykuyu haram bilen için, Ayrılık ölümün diğer ismidir.  Cahit Sıtkı Tarancı     ... Devamı

17 11 2007

Mona Rosa

 Mona RosaMona Rosa, siyah güller, ak güller Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister; Ah, senin yüzünden kana batacak, Mona Rosa siyah güller, ak güller! Ulur aya karşı kirli çakallar, Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa. Mona Rosa, bugün bende bir hal var, Yağmur iğri iğri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar. Zeytin ağacının karanlığıdır Elindeki elma ile başlayan Bir yakut yüzükte aydınlanan sır, Sıcak ve minnacık yüzündeki kan, Zeytin ağacının karanlığıdır. Zambaklar en ıssız yerlerde açar, Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr, Işıksız ruhumu sallar da durur, Zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi... Ellerinden belli olur bir kadın. Denizin dibinde geziyor gibi, Ellerin, ellerin ve parmakların.  Açma pencereni, perdeleri çek: Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek; Anla Mona Rosa, ben öteliyim... Açma pencereni, perdeleri çek.. Zaman çabuk çabuk geçiyor Mona; Saat on ikidir, söndü lambalar. Uyu da turnalar gelsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar; Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçenin incirlerine; Kiminin rengi ak, kimisi sarı. Ah! beni vursalar bir kuş yerine! Akşamları gelir incir kuşları... Ki ben, Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar... Su kenarında Ki ben Mona Rosa bulurum seni.  Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım sığmaz öyle her saza, En güzel şarkıyı bir kurşun söyler... Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Yağmurlardan sonra büyürmüş b... Devamı

02 11 2007

Aşkın VAV Hali...

 Aşkın Vav Hali Ey aşkın binbir başlı vav haliEy sonsuz kavramGaflet vaktindeGel gönlümün üstüneUsta bir hattatım benAşkı çizerim mekanlaraAşk sığmaz ki bu ummanaVav olur gözlerimizBürünürüz canlaraBir seyyah gibiGelip göçen, göçüp gidenBu mekandan mekan'aDemem o ki Tarifini yapamam ben imkanaBir hattatımZamana vav çizmekteyimHilal'in dolunayaDolunay'ın hilale dönüştüğü zamanaVe mahlukatNefes nefes aşk çekerken Mevla'yaÜstümde aşk kokusu varYaşadıkça beni yontarVe benzetir insanaElimde vavGönlümde vavGözümde vavDem dem vav kesilirimBeni insan yapanaEy kalbimden geçeni bilen Allah'ım" Kulum " de kafi banaİster narına garketİster nurunaMehmet Ekici  ... Devamı

20 10 2007

Viran Gazel...

 Viran Gazel  Vermişim senden bir haber el var gün var utandırma Kapanmışım ayağına naz eyleme usandırma Söz almış ahd eylemiştik belgeler var yüreğimde Sen sen ol da beni düşman dediğine inandırma Bu ne kovanımda yağma çiçekler sana intizar Zambağa benzetip beni dikenleri kıvandırma Vurulan her bir kuş ile yere düşen ben olurum Beni bir kurşunluk yârin kapısında dolandırma İyi bildiğim tek şeydir yeter ki ağla de bana Uykuma çok usuldan gir düşlerimi bulandırma Vermişim senden bir haber el var gün var utandırma Kapanmışım ayağına naz eyleme usandırma Mustafa İslamoğlu  ... Devamı

18 10 2007

Günah Var Mı Karıncayı Kırınca?

İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.             O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.         Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.             Kanunî bir ara tekrar hocasının... Devamı

07 10 2007

Şehre Yağmur Yağıyor ve Sen Uzaklardasın

  Kalbim bir yanardağdır, göğe savrulur külümBu özlem ateşinde sen hiç yandın mı gülüm? Efkâr bir daha yıkar, kent bir daha kurulurÇığ düşer uçuruma, düş aynası kırılır! Adlanmamış duygular durur gül tenhasındaArşa erişir hüzün aşkın müntehasında Sevdamı tılsım gibi ıssız dağlara asınŞehre yağmur yağıyor ve sen uzaklardasın! Olcay Yazıcı    ... Devamı

07 10 2007

Güle Yazdım Adını

 Güle yazdım adınıBülbül duysa kıskanırYâr aşkından divaneyimKim görse Mecnun sanır Yâr beni güllere yazYaz beni gönlüne yazAl ömrümü, al canımıAl senin ömrüne yaz Güle sordum adınıGün açılsın gör dediYâre ömrün vermezsenAşka ermen zor dedi Gün açıldı tan olduGül açıldı kar olduBen aşkı satın aldımVerdiğim bir can oldu Yâr beni güllere yazYaz beni gönlüne yazAl ömrümü, al canımıAl senin ömrüne yaz Özhan EREN ... Devamı

05 10 2007

Yum Usulca Gözlerini

 Yum usulca gözleriniUzat üşümüş elleriniSakla o masum yüreğiniZaman gibi sessiz uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu...Pamuktan kalbin solmadanHayat yüzüne vurmadanUyu yavrum uyuBu dünya dipsiz bir kuyu...Uyu melek yüzlüm uyuBu dünya dipsiz bir kuyu...    ... Devamı

27 09 2007

İlkler Unutulmazmış...

İlkler unutulmazmış... Bu da benim ilk "mim"im... İlk mimleyenimse sevgili TUNCEL ERGÜN teşekkürü bir borç bilirim... İlk mim sorusu da "Elinizdeki kitabın 187. sayfasındaki ilk cümle" Ne hikmettir bilinmez ama soruyu okuduğumda elime aldığım kitapların hiçbirinin 187. sayfası yoktu:) Ama beni kurtaracak en iyi kitabın yine hayatımda okuduğum en güzel kitap olacağını biliyordum... Öyle de oldu...   İşte ilk cümle: "Nizam-ı Cedid'i ben kurdum. Çünkü yok etmekten çok kurmayı seviyordum..." Nazan BEKİROĞLU-İsimle Ateş Arasında Şimdi bizde "mim" kervanına birilerini ekleyelim... Hakanbekar, sessizyusuf, KAHVEILECEZVE, kendimce ve beniunutma mimlendiniz... Sizlerde benim ilk mimlediklerim oluyorsunuz... Yani anlayın işte ilkler unutulmazmış... Şimdiden kolay gele...  ... Devamı

10 09 2007

Buyur Gönül Haneme...

 BUYUR GÖNÜL HANEME İçimde duygular kördüğüm oldu,Çözeceksen buyur gönül haneme…Ne yazacak şiir ne de söz kaldı,Sezeceksen buyur gönül haneme… Bin bir kaygı ile korkular saçtım,Kendimi görünce kendimden kaçtım!Halimin resminden bir sergi açtım,Gezeceksen buyur gönül haneme… Çıkarıp bedeni can yeleğinden,Kurtularak nefsin her dileğinden,Top yekûn hayatı aşk eleğinden,Süzeceksen buyur gönül haneme… Uzanır sonsuza aşkın yolu bir,Baki olmak için bir gönüle gir…Bu yolda ne varsa gurura dairEzeceksen buyur gönül haneme,,, Uğur IŞILAK  ... Devamı

10 09 2007

Aşktır ki, gerisi vesairedir...

  AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR...”Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib   Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır”Fuzuli Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Sevgili!.. Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!.. Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu... Devamı

08 09 2007

Aşık Olduğum Tersa Güzel

  Aşık olduğum Tersa güzelBuyruğundur bir ömre bedelYalvardım Mevlâ'ya lûtfetse kulunaBahşetse seni hükm-i ezel      ... Devamı

08 09 2007

Mazlume...

    Gül!.. Şarkın ateş renkli çiçeği! Mazlume; bir güle taktığım ad. Sen her çağda yeniden doğar, her bahçede yeniden açarsın mazlume, yanmak ve yakmak için. Yanışta mısın mazlume ve seni yandırmak için yarışta mı sefiller? Yanmaktan yakmaya an bulunmuyor mu gülüm?... Sen bana mı benziyorsun mazlume?!.. Gel ağlaşalım… Mazlume!.. Gel ağlaşalım… Mazlume!.. De bana, kim çizdi yüreğini derin acılarla?!.. Kim savurdu yapraklarını?!.. Kim düşürdü başından destarını?!.. Bir bülbül yanmasın mı? Dalına konmasın mı? Aşkına kanmasın mı mazlume, adını anmasın mı? Eleminle kuruyunca can evi, gazele dönmesin mi?!..  İskender PALA       ... Devamı

29 07 2009

Sızım Elif Sızısı...

Elif gibi yalnızım, Ne esrem var, ne ötrem. Ne  beni durduran bir cezmim Ne de bana ben katan bir şeddem var. Ne elimi tutan bir harf Ne anlam katan bir harekem… Kalakaldım sayfalar ortasında. İşte ben gibi, sen gibi… Bir okuyan bekledim, Bir hıfzeden belki… Gölgesini istedim bir dostun med gibi… Sızım Elif sızısı…   ... Devamı

08 09 2007

Üçüncü Hikâyeden Birkaç Satır

Alıntı: Üçüncü hikayeden birkaç satır:*(...)Hayal Banu’nun iki eliyle tutup “Buyrunuz efendim!” diye başını yere eğerek sunduğu tepsi küçüktü ve şair, güllerle müzeyyen tepsiyi almak için iki elini birden uzattığında birden böylesi bir sofrayı sıradan bir insanın hazırlamayacağını düşündü ve gayriihtiyari karşısında duran kadının yüzüne baktı. Bakmak değil de daha periye uğramak gibi bir şeydi bu. Gördüğü bürümcük yaşmak arasında parlayan bir çift esmer güzelliğin büyüsü kalbini yerinden oynatmaya yetmişti. Bu heyecan ile elini öyle hevesle uzatmıştı ki işaret parmağı zaten küçük olan tepsiyi tutan parmaklardan birine değmiş, değmesiyle birlikte yanmış ve titreyişler içinde geri çekilip çekilmeme tereddütleri arasında önce beklemiş, sonra kanı çekilmiş ve parmağı, bir mektup mührü gibi diğer parmağın üstünde donakalmıştı.Hayal Banu başını kaldırmadığı için tepsinin elinden çekilip alınmasını, şair ise bu güzelliğin başını kaldırmasını bekliyorlardı. Adı konulamayacak bir an idi. Sanki görünmez bir top kumaş ikisini de sarıp sarmalamada ve her sarışta bir kez daha sıkmada, birbirlerine yaklaştırmadaydı da onlar bundan kurtulmak, dışarı çıkmak istemiyor gibiydiler. İkisinin de ellerini çekme konusunda ilk adımı diğerinin atmasını beklemelerinden belliydi bu. Şair onca yıllar aşkın, sevginin has iklimlerinde dolaşmış, pek çok asil âşıkın hayatını öğrenmiş, bu konuda divanlar tedkik etmiş, kütüphaneler hatmetmişti ama şu anda, bedeninin bütün hissiyatı bir işaret parmağının ucuna toplanmış vaziyette iken, yüreğinin ve ruhunun bütün varlığıyla kıyamete kadar böylece durmaktan gayrı bir arzu hissetmemesinin ne anlama geldiği... Devamı