24 03 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı

…O gece sultanlar Canfeza Kalfa’nın odasından dairelerine döndükten sonra kalfa, hizmetindeki kızlardan sandığı açmalarını, en altta duran mavi atlas bohçayı kendisine vermelerini istedi.Beyhan ölüm yatağında yatarken,  bir gece şirazesi dağılmış, birkaç parçaya ayrılmış bir defteri, sesine kayıtsız bir ton vermeye çalışarak alelâde bir şey uzatır gibi kalfaya uzatmış:“Kalfa şunu Boğaz’a atıver gitsin!” demişti.Kalfa da atmaya kıyamayıp bohçalara sarıp sandığına saklamıştı.Sim işlemeli atlas bohçadan, iğne oyalı bir çevreye sarılı şirazesi dağılmış, sararmış bir defter çıkardı.Ara ara açıp kokladığı defteri, Beyhan’a ait sarı atlas çevreyi öptü kokladı.Titreyen ellerle defteri kızlara verip:“Şunu gözümün önünde pencereden suya atın!” dedi.Etme bulma dünyası demişler ya. Bu kez de onun hizmetlerinde olan kızlar sadakat göstermeyip, birbirlerine kaş göz edip, suya değil de, defteri biraz daha beriye rıhtıma fırlattılar, sonra gidip aldılar.Fatma Sultan’ın sarayında kalfanın ‘Ben bilmem!’ dediği Frenk harflerini okumayı yazmayı bilen kızlar vardı. Daha ilk satırlarını okur okumaz defterin o akşam sultanların ‘başımız için’ deyip öğrenmek istedikleri sırra dair olduğunu anlayıp, defter ellerinde Sultanefendilerine koştular.***Gâlib seni baharı özler gibi niçin özlediğimi, niçin konuşmak, sesini duymak istediğimi hep sordum kendime.Nefesini, kelimelerini büyülü bulduğum için herhalde.Nağmelerinde, kelimelerinde bir şey var Gâlib. Bezm-i elesti hatırlatan bir şey.Sık sık da rüyâlarıma giriyorsun. -Niçin giriyorsun rüyâlarıma, ne tuhaf bir durum!-Annem Adilşah Kadın’la kol kola Darphâne’ye  doğru yürüyoruz.Hava... Devamı

17 03 2008

Dedim...

Dedim dilber niçin sararıp soldunDedi, çektiğim dil yarasıdır                           Âşık Ömer                          Dedim ruhun ahmer yoksa al mıdır Dedi servi kaddim hub nihal midirTurâbi    Dedim: Dilber, sen de sevdakâr mısın?Dedi: Senden evvel nâra ben yandım.                           Erzurumlu Emrah   Dedim:"Kısmetim "yok" muş..."Dedi:"Ne güzel kısmetin varmış..."   ... Devamı

14 03 2008

Aşk...

Âşk öyle zor bulunur ki bulana bulduğunun ardında koşmak , imkansızda olsa, dağ tepe aşmak,Gam selinde boğulmak düşer… Mâşuk ise nazlıdır. Naz onun yakışanıdır…İmkansız yoktur… Âşıkda da mâşuğa ihmal yoktur…  . . .AŞK!!! Sarp kayaların dehlizinde saklı, tılsımlı define gibidir. Ele geçirilmesi bir hayli zordur. Sabır ve meşakkat ister. Ele geçen definenin muhafazası ise O defineyi bulmaktan daha zordur Sadakat ve istikamet ister...MAŞUK!!! Kaf dağının ardındaki Zümrüd-ü Anka kuşu gibidir. Pek nazlıdır, hiç ihmale gelmez. Teslimiyet ve muhabbet ister... ÂŞIK!!! Âşığın durumu ise çok farklıdır. Ne cehennem ister ne cennet. Ne saltanat ister ne servet. Sevildiğini bilmek yeter ona. Buna da diyet ister En mühimi de, koca bir yürek ister.... Söz: Seyyid Taceddin Erol Seslendiren: Serdar Tuncer      ... Devamı

03 03 2008

Esrar İle Gâlib

Bir Molla Celâl var bir de Tebrizli Şems bilinen en güzel dostluk hikâyesi olarak… Beş asır sonra Esrar ile Gâlib doğar  sevda burcundan, aynı pınardan ama dolunay olamadan, hilal iken bitecektir bu hikaye…İkisinin de asıl ismi Mehmet. Esrar ve Gâlib seçtikleri mahlaslar, şairdirler kendileri... Gâlib Yenikapı Mevlevihanesi'nin kıymetli zatlarından olan babasının ışığında yetişir, mum dibini aydınlatır yani, söylenenin hilafına. Evde ilim için önünde, tekkede edeple arkasında, yanında hep. Bir evin bir oğlu, tek çocuk. Nazlı, kıymetli, şık, sadece beyazdır kıyafetleri, hep beyaz… Ve güzel mi güzel, nurlu mu nurlu bir yüzü vardır. Öyle ki bir yerden geçtiği zaman nuru ve kokusu kalır ardında. Mum gibi, lamba gibi ona bakıp başka yöne bakıldığında aksi kalır, o görülür yine… Lâkâbı vardır halk arasında:"Zamanın Yusuf'u", "İkinci Yusuf"... On yedi yaşında bir divan tertib edecek kadar şiiri olur. Bu yaşta divan sahibi olmak o devrin şartlarında çok yüksek bir zekayı, ilmi ve fikri seviyeyi gerektirir. Zamanın büyüklerinden birinin kendisine verdiği Es'ad mahlasını herkeste bulunduğu için değiştirir. "Son beytinde Es'ad ismi geçen iyi şiir için şiire yazık, kötü şiir için bana yazık.." diyerek... Seçtiği Gâlib mahlası, divanından sonra ikinci şaşırtıcı olay olur onunla ilgili. Oldukça iddialı bir isim çünkü. O yaşta bir tıfıl için fazla iddialı... Ama Gâlib'in esas vurgunu, yirmi beş yaşındayken üç ayda yazıp tamamladığı bir mesnevi ile olur. "Artık böyle bir mesnevi yazılamaz!" denince Nabi'nin Hayrabad'ı hakkında, "Allah, Kur'an ile güzel söz söyleyenlere meydan okuyor, hadi onun gibi bir söz söyleyin diyerek. Eğer her devirde güzel söz sö... Devamı

29 02 2008

Yusuf İle Züleyha

                 Yusuf göl, Ben göle görüntüsü düşen mehtabın ardındayım...Yusuf ayna, Ben aynaya yansıyan ışığın tayfındayım...Yusuf sûret, Ben sûretten içre aslolanın sevdasındayım...Nakşı görüp de, nakkaşa nasıl kayıtsız kalayım?..Varlığım ve mahiyetim, nasibim ve görevimO'ndan ve O'nun içinse,O'ndan gelen ışığa gözlerimi nasıl kapayayım??? Nazan BEKİROĞLU ... Devamı

24 02 2008

Can-ı Şikeste

 Önce Hamd…Her bir niamın senâsı lâzımBu bahsde şükr olur mülâzım(Her bir nimete şükretmek lâzımdır. Bu bahsde de şükür gerektir.) Evveli ve Ahiri Arası…Bilmem ki ne rüzgâr esti!Gül soldu hezâr savtı kesti!(Bilmem ki nasıl bir rüzgâr esti de gül soldu, bülbül sustu?...) Nasibinde Varsa AŞK…Yıkmak bu binayı nâ-revadırKim bir yüzü yârdan yanadır(Bir tarafı sevgiliye bakan bu binayı yıkmak münasip değildir.) Sitem-i Aşk…Ey bendesine enîs olan şâhŞimdi ne sebepten ettin ikrâh(Ey kölesiyle dost olan hükümdar, şimdi niçin ondan nefret ediyorsun?) Gerçi bilirim cüdâ değilsinOl rütbede bi-vefâ değilsin(Gerçi benden çok uzak olmadığını bilirim, o kadar da vefasız değilsin.) Teselli Mi İstersin?…Hasrette koma bu haksârıBir söyle teselli et bari(Bu sefili hasrette bırakma, bari bir sözle teselli et.) Bimârdı Cânân…Çeşmim gibi lâlim oldu bimârZehr-i ecel oldu nûş-ı güftâr(Gözüm gibi dudağımda hasta oldu, yuttuğum sözler bana ecel zehri oldu.) Şikestelendi…Gönlü kırığın döküp gözündenAteş dökülürdü her sözünden(Kırık gönlünü gözlerinde yaş halinde dökerdi, her sözünden ateş dökülürdü.) Şifâ Yâ Râb…Her derd ki var devâsı vardırHer hasta ki var şifası vardır(Her derdin çaresi, her hastanın şifası vardır.) Seyl-i Gam…Günden güne nâ-ümid olurduFersah fersah baîd olurdu(Günden güne ümitlerini kaybedip, fersah fersah uzaklaşıyordu.)  Sabr…Efsane-i  ye’se olma mu’t&... Devamı

15 02 2008

Dün Gece

  Nerdesin ey sevginin ikliminde şavkıyan Tut ki, güneşini arayan aydım dün gece Hasretle yanmış gönül suya kanmaz dediler En duru pınarlarla geldin sandım dün gece Biz hiç yazı görmedik kışta doğdun dediler Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece Bu bahçeler onundur bazen uğrar dediler Bir gülün kokusunda seni duydum dün gece Dallarda tomurcuklar ufukta bulutlar var Efendim Sultanım çok yalvardım dün gece Tomurcuklar açıyorken başaklar bağlanmışken Titredim efendim seni andım dün gece Arzın yüreğine dön ve halini arzet dediler Diz çöktüm boyun büktüm avuç açtım dün gece Onun geçtiği sokaklar miskler saçar dediler Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece Biz devrin yetimiyiz yok derler sahibiniz Sahibim efendim sensin sandım dün gece Bir muzdarip kalbe akan yaşa gelir dediler Ellerinle elimi tuttun sandım dün gece Refik Yıldız  ... Devamı

15 02 2008

Âşık Karınca

 Vaktiyle Hz. Süleyman, kuvvet ve haşmetiyle yolda giderken bir alay karıncaya rast geldi. Karıncaların hepsi, tazim etmek üzere huzuruna koştular. Bir an içinde binlerce, hatta daha da fazla karınca huzura vardı.Fakat bir karınca, hemencecik huzura gelmedi. Yuvasının önünde bir toprak tepe vardı. O tepeyi düzeltmek için yel gibi toprak zerrelerini birer birer taşımaktaydı.Süleyman, bu karıncayı yanına çağırıp dedi ki:-Ey karınca! Görüyorum ki pek güçlü sayılmazsın. Nuh’un ömrüyle Eyyûb’un sabrına sahip olsan yine bu tepeyi kaldırmaya güç yetiremezsin. Böyle bir iş, senin gibisinin kol kuvvetiyle yapılamaz. Bu tepeyi sen kaldıramazsın.Karınca dile geldi:-Padişahım! dedi, bu yolda ancak himmetle yürünebilir. Sen benim yaratılışıma bakma. Himmetimdeki yüceliğe bak. Benden ayrı bir karınca var. Göremiyorum onu. Fakat beni aşk tuzağına çekti. Bana dedi ki: “Sen şu toprak tepeyi dümdüz yol yaparsan ben de senin yolundan bu hicran kayasını kaldırır, seninle düşer kalkarım.” Hemen şimdi ben de bu işe bel bağladım. Bu toprağı taşımaktan başka çarem yok. Bu toprağı kaldırır, tepeyi dümdüz bir hale getirirsem onun vuslatını elde edebileceğim. Bu hususta çalışıp çabalarken ölebilirim, ama hiç olmazsa yalan yere bir davaya kalkışmış sayılmam ya!Azizim, aşkı karıncadan öğren! Gözün kıymetini körden belle!Karıncanın kilimi karadır ama gayret kemeri vardır belinde. Karıncaya bile hor bakma sakın! Onun da gönlünde bir aslan yatar.Bu yolda hal böyle; bir karınca, bir aslanın kulağını çekmede...Ferîdüddin Attâr   ... Devamı

12 02 2008

Nigâr-ı Gülizâr Ateş

Tecellayı cemâlinden habibim nev-bahar ateş Gül ateş, bülbül ateş, sünbül ateş hah u har ateş   Şua-ı afitâbındır yakan bilcümle uşşakı Dil ateş, sine ateş hem dü çeşm-i eşkibar ateş   Hayali şem-i ruyinle aceb mi yansa cân u dil? Nigârım gelde gör kalbimde ateş ah u zar ateş.   Ümid-i afiyet besle mi bu cân yârdan hâşa Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gülizâr ateş   Esad-ı Erbili   ***   Güzelliğinin tecellisinden sevgilim ilkbahar ateş Gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, diken ateş   Güneş gibi parlak yüzünün ışıklarıdır bütün aşıkları yakan Gönül ateş, sine ateş ve her iki gözümden akan yaşların hepsi ateş   O güneş yüzünün hayaliyle acaba yanar mı bu ruh ve gönül Güzelim gel de gör kalbimde ateş, ahuzarımda ateş.     Bu can sağlık sıhhat ümit eder mi yardan hâşa O gül bahçesinin güzeli gözlerden ateş saçar oldukça. ... Devamı

11 02 2008

Köşe

     KÖŞE Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın? Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir? Sen kaç köşeli yıldızsın? Fabrika dumanlarında resmin Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın? Evlerinin içi ayna döşeli Ayna, hatıra, gözler ve sevmek Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek Ayna, hatıra, gözler ve sevmek Evlerinin içi kabartma bahar Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar?.. Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Evlerinin içi yeni güllerden Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka Beni katil suların ortasına bırakan Katil sular güneşi gözlerinden götüren Evlerinin içi gurur döşeli Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu Bulutlar geldi altında durduk Konuştun güneşi hatırlıyordum Gariptin yepyeni bir sesin vardı Bu ses öyle benim öyle yabancı Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı Dişlerin öpülen &cce... Devamı

31 01 2008

Kalanların Ardından

  Hep gidenlerin ardından mı dökülürdü yaşlar?... Ya geride kalanlar?... Kalmışken çöller ortasında yalnız Birkaç damla gözyaşını haketmemişler miydi onlar?...       Devamı

18 01 2008

Salıncak

 Dünya evine konduk oturduk bir iki gün!Fuzulî Misafir olma halinin en güzel anlatımı olsa gerek... ”Dünya evine konduk oturduk bir iki gün…” Salıncağa benzetirim misafirliği. Kimi hızlı kimi yavaş… Kimi neşeli, kimi telaş…Salıncağın gelgitlerinde yakalarım ömrün iniş çıkışlarını. Derde salan neşeye koyan anlarını… Hızlandığında kimi sevinç veren kimi telaşa salan, korkuya bürüyen o gelgitlerde hayatı görürüm çoğu zaman…Sonra bir yâr koyarım o gelgitler ortasına… Salınan ömrün en güzel anlarına… Sevinci gama, gamı, sevince bürüsün diye… Hazırlarım kurarım sonra bir salıncak. Sahibi malum; yârdan başkası oturmayacak… Sallanacak yâr, salınacak… Tüm hücrelerim yerinde sallanacak, vücudum titremeye duracak… Ruhum gelgitlerine teslim olacak… Yele değen kapkara zülfüne takılacak tüm umutlarım! Tüm umutlarım kapkara zülfünde hüzne boğulacak! Hüzne boğulurken ve hüznü boğarken her gelgitinde ruhumun kuytularında yeni yeni umutlar doğacak….Yâr sallanır, zülfünde dolandıramadığım ellerim yerine yeller değer. Okşarken rüzgâr zülfünü yüreğim boyun büker, ruhum önünde diz çöker, didem damlalar döker… Yüreğimin ücumuna hücum ederken her gelgitin; yüreğime bir hal olur, canım çıkacakmış gibi yerinden vedaya hazır durur, lebim lâl, ahvalim perişan olur…Sallama ruhumu yerinden… Rüzgâra verdiğin her zülfün teline kurbanım ben…  Eğmesen bir kerecik başını, gözlerini lebim ıslatan yaşlarıma değdirsen… Aydınlıksın karanlığımı bir görebilsen…. Ümidgâhım oldun, ümidvârın ey... Devamı

13 01 2008

Aşk-ı Leylek

 Bir leylek çiftinin ibretâmiz ve hüzünlü bir aşk hikayesi vardı. Her okuyuşta, her dinleyişte, beni derinden yaralayan… İlk okuduğumda, “aşkı” demiştim, “bu kadar etkileyici anlatan başka bir vâkıa olamaz.” Bir ucunda ölüm, bir ucunda taptaze hayat… Bir ucunda yeni bir aşk, bir ucunda katlanmak ya da kahırdan intihar… Ne bulmuştum onda? Bütün rükünleriyle hakiki bir aşk, sahici bir aşktı belki de bulduğum. Peki, “Neden leylek, neden leyleklerin aşkı? Ya da insanlar dururken neden bir hayvan?” diyebilirsiniz elbette. Ama biraz sabrederseniz, sanırım bana hak vereceksiniz. Hani Hâbil ile Kâbil’in cedelleşmesi var ya! Hâbil, ekin tarlalarında kuru bir başak gibi, yerde cansız uzanıyor; Kâbil ise yaptığının pişmanlığıyla şaşkın, ne olduğunu anlayamadığı ölüm karşısında. Ve neden sonra Hüda’nın gönderdiği iki karga beliriyor da yol gösteriyor ya Kâbil’e… Bizimki de, teşbihte kusur bulunmazsa biraz öyle bir şey işte… İnsan ve insanlığın bittiği yerde devreye giren bir başka âlem… Bu, sırlar içinde sır barındıran derûnî âlem, bir dişi leylek suretinde aşkı yeniden ihya etmek için devrede bu sefer. Aşk öylesine yorgun, öylesine tâkatsiz düşmüştü ki insanlık âleminde, adı sanı bile kalmamıştı neredeyse… Neyse ki, dişi leylek yetişti aşkın imdadına. Aşkın özü, iç derinliği, ilâhî ciheti çoktan terk etmişti bedenini. Aşkın posası kalmış bu gün ellerde bütün tat ve renklerinden uzak, sığ. Gönüllerde diyemiyorum, çünkü insanlık âleminde gönül mü kaldı ki, aşkın girebileceği?.. İki cinsin arasında öldü aşk. Katlettik dostlar aşkı, her şeyi katlettiğimiz gibi. Bedenlerind... Devamı

12 01 2008

Sadakât En Çok Bize Yaraşırdı

          Sadakat en çok bize yaraşırdı...   Kâinatı yaratmaya murat ettiğinde ruhları toplayıp "Elestü bi-Rabbiküm?" demişte Hak, biz "Belâ" diyerek cevap vermiş onaylamışız. Elest Meclisi denirmiş adına... Rab "Elestü bi-Rabbiküm?" (Ben sizin Rabbiniz Değil miyim?) dediğinde onaylamış hepimiz "Belâ" demişiz... Burada Hakkı Kendilerine Rab edinenler işte o günkü sözüne sadık olanlar, Rabbi burada unutanlarda sadakati ta baştan bir kenara itip bırakanlarmış... Sadakat en fazla bize yaraşır o vakit... En fazla sadık biz olmalı değil miyiz ki Rabbimiz gönlümüzde Elest Meclisinden bu yana yer tutar... Oysa nerelerde harcamış nerelerde kaybetmişiz sadakati?... Adını hatırlar mıyız acaba?... Hâlâ "sadakat" sevdalarımızın baş tacı mıdır? Ki sadakat en fazla bize yaraşır!... Aşka bir sabır bir sadakat yaraşır!... Sadık olmayana aşk nasıl yakışır?... Aşığın ismi sadıklığıyla anılırmış evvelden... Ta evvelden... Bir söz var olmadık yerde olmadık zamanda aklıma geliveren: "Seninle aşinalık ezeldir Ey Yâr!" Gerçek sadık odur ki aşinalığı ezele dayanan ebedde devamı olan... Elest Meclisinde rastlayıpta sevdiğine, dünyada bulduğunda aşinalık seninle ezelden diyebilen aşığa yaraşır, onun adının yanına yakışır "sadık"... Aşık-ı sadık olur yariyle aşinalığı ezel olan.... O aşinalıkla Ebede gidecek olan... "Cânıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedi... Devamı

12 01 2008

İstanbul Ağlıyor

 Ağlayan sadece İstanbul muydu?...   Devamı