18 07 2008

Hikâye-i Nakkaş

Şan şeref sahibi, devlet görmüş bir efendi yeni yaptırdığı köşkünü güllerle tezyin ettirmek istemiş. “Fakat farklı bir şey olsun, başka evlere, saraylara benzemesin… Nasıl anlatsam, ebru gibi efsunlu suya yazılmış gibi uçuşsun duvarlarda, tavanlarda desenler, renkler, güller…” demiş.Tanıdığı bir ebruzen:“Tamam, aradığın gibi bir nakkaş biliyorum ben. Kaleminden güller dökülür, fırçasından füsun yayılır,” demiş. “Galata Mevlevihanesinin tezyinatını yaparken gördüm. Fevkalâde paşam, fevkalâde! Tam sizin aradığınız kişi.”Nakkaşın bu mevzudaki seçilmişlik hoşuna gitmiş tabii. Fakat, ya yüzyıllardır ailesinde söylenegelen o söz!Nakkaş bu işi annesine açınca kadın o vasiyeti, “Devletlilerden uzak durasın!” sözünü diline almaya, bu hikâyeyi tekrar etmeye çekindi. Sözü dillendirmekten, sözün yeniden vücut bulmasından korktu.“Sen bilirsin evladım.” dedi.  Nakkaş: “Hem bedestenden birkaç parça mücevher alırız müstakbel gelinine.” Dedi. Okudu üfledi, annesi nakkaşı, kuleüzülerle nefesleyip yazgısına yolladı.Nakkaşın yüzünü, çizdiği nakışlardan daha güzel buldu devletli paşanın hanımı.“Yukarı tavanda, dökülmüş nakışlar var.” dedi. Nakkaş, elinde kalemleri, boyaları yukarı çıktığında, aniden kapının kapandığını, kadının kapıyı ardından kilitleyip, anahtarı alıp bir kenara fırlattığını gördü.Kadın üzerindeki güllü diba şalı düşürürken:“Senin yüzünün nakışı dada güzelmiş.” dedi.Nakkaş, önce çılgın bir kâbus görüp görmediğini düşündü. Sonra…Güzelliğe, sanata âşina bakir gözleri m... Devamı

08 07 2008

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden

Görsel : e_fe (Sonsuz teşekkürler...)Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden… Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgârdır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden…Yavuz Bülent Bakiler                                                       ... Devamı

10 06 2008

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Bir dilber kal'asının burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avucunda Koca yar adım çağırır Kaldım parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Uçurumun kenarındayım Hızır Cihan hazır Divan hazır Ferman hazır Kurban hazır Uçurumun kenarındayım Hızır Güzelliğin zulme çaldığı sınır Başım döner, beynim bulanır El etmez Gel etmez Gülcem uzaktan dolanır Uçurumun kenarındayım Hızır Gülce bir davet Mecaz değil Maraz değil Gülce bir afet Peri değil Huri değil. Gülce bir beyaz zehir Gülce en vahim haz Buram buram zehir Yâr gözünde infaz Bir gamzelik rüzgar yetecek Ha itti beni, ha itecek Güzelliğin zulme çaldığı sınır Uçurumun kenarındayım Hızır Ben fakir En hakir Bin taksir Ateşten Kalleşten Mızrakla gürzden Dabbetülarz’dan Deccal’den,yedi düvelden Korku nedir bilmeyen ben Tir tir titriyorum Gülce'den Ödüm patlıyor Gülce'ye bakmaktan Nutkum tutuluyor, ürperiyorum Saniyeler gözlerimde birer can Her saniyede bir can veriyorum... Ömer Lütfi MeteSeslendiren: Serdar Tuncer  ... Devamı

04 06 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-VI

  Dün akşam nur yağdı dergâha.Selim şiirlerimi tertip ettirmiş, bana getirdi.“Sultanım! Hattı, tezhibi, cildi… Bahasız bir şey olmuş bu!” dedim.“Galip Dede bahasız olan senin şiirlerin.” dedi.“Başka bir şey daha var ki seni daha fazla memnun edeceğini sanıyorum.” dedi…“Sultanefendiler de merasimde bulunmak istiyorlar, hünkâr mahfiline geçelim.”Hünkâr mahfiline çıktık beraber. Beyhan –ah öyle bir sultan ki- yine onu ilk gördüğüm günkü gibi. Hiç değişmedi. Gözlerindeki kırıklıktan başka.Sultan bana Cevrî hattıyla yazılmış bir nüsha mesnevi ile beraber bir ferman verdi.Lütfedip mesnevihanlıkların inhasını bana vermiş. Öpüp başıma koydum. Ferman sultanımındır… Benden divanımdan şiirler okumamı istediler.“Lûtfedin!” dedi Beyhan. Derdi  aşkın ben senin bîhûde izhar eylememLâf edüp âh-ı enini kendime kâr eylememHâsılı âlem bilir bu sırrı inkâr eylememGizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim Ey gül-i bâğ-ı vefâ mâlumun olsun bu seninHâr-ı cevr ile sakın terk eylemem pirâmeninÖlme var ayrılma yokdur öyle tutdum dâmeninGizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim Gâh-ı ikrâr eyleyüp gâh-ı dönüp inkârdanAksini seyreylerim âyînede dîvârdanGerçi bu sûretle pinhân eylerim ağyârdanGizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim… Beste kıldım sâz-ı efkâr o zülf-i sünbüleOldu Gâlip perde-i âhım muhayyer sünbüleHer çi bâd-â-bâd bağlandım hevâ-yı kâküleGizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim Korkarım ki Selim de... Devamı

01 06 2008

Bu Şehir Girdap Gülüm

  Bu şehir girdap gülümGirdapta mehtap gülümFeleğin bir suyu var,Su değil kezzap gülümSu değil kezzap…Yezid’in harcı zulümYiğidin borcu ölüm…Feleğe dayandım gülümÖldümde uyandım gülüm...Ömer Lütfi Mete   ... Devamı

24 05 2008

Can Sırrı Kuyularda Gizli Yusuf'um...

 Kaybettiklerimi buldum derken bulduklarımı kaybettiğimi anladığımda… Vuslatın aslının hasret olduğunun farkına vardığımda ve yandığımı sanarken yavaş yavaş söndüğümü anladığımda… Yitirdiğim benliğimi yitirdiğim yerde yeniden bulduğumda… Düşerken upuzun yollara ruhum karanlıklar ortasında…  Aşkın pazarında can satıp can alamadığımda anladım Yusuf Kuyuda… Yitmiş Yusuf’um kör bir kuyuda… Yakmış kuyuyu ruhunun nurunda…Kaybettiğimde seni kuytularımda… İnme kuyulara Yusuf’um yiterim ardında…  Kenan’a eremez yüreğim… Yüreğim       canın(m)ın kuytularında… Uykumu bölen suretinin koynunda, yitir beni nurunda… Kuyunun nurunda kaybet canımı, erit ruhumu ruhunda…Kuyuda can sırrı var Yusuf’um… Benimse can vermeye hevesim… Ruhumda izin var… Aşk pazarında cismim… Yitir beni sende gizli sesim… Sende yitmeye, uçup gitmeye, beyaz kanadına al çalmaya hevesli bir kuş misali canım…  Canımı, Canın(m)a düşür… Kanadıma al, canına canımı çal Yusuf’um…Bırak kuyuya ben ineyim… Kenan’da ben yiteyim ve ben bileyim yitmenin acısını… Yitir beni, canımı canına lâyık kıl Yusuf’um… Yitir ki Canım canın(m)a lâyık olsun… Ve bu pazarda benimde bir alıcım olsun…Akıl gönlün sırrını bilir mi hiç Yusuf’um al bana o da gerekmez… Divane olmadıkça o Can’a erilmez… Yitir aklımı da… Yitir Aşk’dan gayrı ne varsa ruhumda…Can sırrı kuyularda gizli Yusuf’um… Kuyuda yitmeden can olunmaz, can alınıp can satılmaz Yusuf’um… Yitmeye lâyık kıl ruhumu… Yitir ki Can olayım yitir ki can bulayım… Yitir ki ermeye canın(m)a lâyık olayım…Ve aldı... Devamı

18 05 2008

Lili'ye Mütekerrir Müseddes

 Gözlerimden kıpkırmızı damlayan hüzündür, LiliBeni Vâmık'a çeviren bengisu yüzündür, LiliCimri davranma, belki de, gelen son güzündür LiliHâmil-i sevdâdır içim, senin öksüzündür, LiliGözlerini yavaş yavaş gözlerime döndür LiliYa gel, parlasın yıldızım; ya nazınla söndür Lili… Ne mihrüvefâdır benim sıkıntılarımı çekenNe de ölüm meleğine teslim olup, boyun bükenSen, yeryüzü kültürümde tatlı bir muammâ ikenVuslat ankâ yurdundadır; hicran yüreğimde dikenGözlerini yavaş yavaş gözlerime döndür LiliYa gel, parlasın yıldızım; ya nazınla söndür Lili… Nurullah Genç ... Devamı

11 05 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-V

 Beyhan biz seninle bezm-i ezelde zamansız zamanlarda henüz onun nurundan saçılmış zerreler iken tanıştık.İlliyyînde iki ışık topu gibi yan yana düştük, yan yana durduk seninle. Sen erguvâni bir nur, eflatun bir kuştun Beyhan. Ben de eflatuna vurgun yeşil bir kuş.Şimdi senden ayrı, içimdeki bu yarım kalmışlık duygusuyla parça parçayım.Yalnızlıktan elemden, kederden Rabbime sığınıyorum.Çoğu geceler sandalımda sarayının eteklerine sokuluyorum… Senin yüzüne değen rüzgâr bana da değsin diye.Ah Selim, ah koca hünkâr. Halim, selim padişah. Kapısına eğrilik yakışmayacak sultan.Ben sana söz getirecek bir fiilde bulunur muyum?Bir tehlike sezsem, uzak durur kalbinin kapılarını kilitli tutardım mutlak.Sanki kırda uyurken ağzımdan içeri küçük bir yaratık girmiş içimde büyümüş… Büyümüş… Onu içinde bilmek korkunç oluyor. Bazen de durumun vahametini düşünmediğim zaman ılık ılık bir mutluluk yayılıyor içime. Can içre bir canın oluşu gibi bir şey, güneş gibi içine dolan bir şey.Esrar Dede’ye anlatsam?Ne yâre anlatılır ne ağyâre…Yine çok hastayım. Fazlaca hasta. Yalnızlık bile bıraktı beni. Yokluğa hiçliğe attı. Dün akşam bayağı iyiydim. Biraz iyileşmiştim âyinde.Gece yine iyi geçmedi. Belki uyanmadan uyusam… Uyusam… İşte o zaman belki dimağım dinlenirdi. Ama geç uyuyabiliyor, erkence uyanıyorum. Paramparça, bölük pörçük oluyorum.Ne divanı tertip edebiliyorum…Ne bu yalnızlığımı paylaşabileceğim dostlarım var.Ne de sen Beyhan.Beynim iltihaplı bir diş kökü sanki.Bugünlerde vurularak ölmenin bir ihtişamı olduğunu hissediyorum. Selim ile humbarahâneye gittiğimde, kaza ile göğsüme bir humbara gelsin.Yangı... Devamı

08 05 2008

Aslı Aslına, Nesli Nesline

  Padişah biraz düşünceli sanki.Ellerini arkasına atmış, bir sola yürüyor, bir sağa. Bunda bir iş var.Vezirini çağırıyor. Hâlâ düşünceli. El pençe huzura geliyor vezir. Padişah başını kaldırıyor, bir an duruyor, vezirinin gözlerine bakarak soruyor:- Hızır hayatta mıdır?Vezir bir an duraklıyor ve cevap veriyor:- Söylenenlere göre hayattadır Sultanım.Padişah koltuğuna otururken konuşuyor:- Hızır’la görüşmek istiyorum. Ne yapıp edip, bana Hızır’ı bulacaksın!Yutkunuyor vezir:- Bu işi benim halletmem çok zor hünkârım. Ama Şeyhülislâm Efendi, onun mutlaka bir bildiği vardır.Kapıda bekleşenlerden birisi hemen dışarı koşuyor. Az sonra Şeyhülislâm önde, o arkada, geri dönüyorlar. Şeyhülislâm da çaresiz boynunu büküyor:- Hızır’ı bulmak kemalât işidir Sultanım. Nice ilim sahipleri onun yüzünü bile görmemiştir. Ama öyle gönül ehli zatlar vardır ki, istedikleri an görüşürler Hızır’la. Bana biraz mühlet verin, Hızır’ı bilip getirebilecek birini bulayım size…Ülkenin dört bir yanına tellallar gönderiliyor. Hızır’ı bulup saraya getirebilenin mükâfatlandırılacağı ilan ediliyor. Beklemeye başlıyorlar. Nihayet fakir bir zat Şeyhülislâm’ın huzuruna giriyor:- Hızır’ı aradığınızı duydum, beni padişahla buluşturun.Şeyhülislâm sevinçle ellerinden tutuyor mübarek zatın, padişahın huzuruna çıkıyorlar. Diyor ki o kişi:- Sultanım, bana kırk gün mühlet verirseniz, Hızır’ı bulup size getirebilirim.Padişah kabul ediyor, ama adamın bir şartı daha var:- Kırk gün boyunca siz sarayda ne yiyip içiyorsanız, bir mislini bizim eve de göndereceksiniz…Fakirin bu isteğinin de yerine getirilmesi emir buyruluyor.Evine ge... Devamı

04 05 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-IV

Gâlib,Senden niçin kaçtığımı, seninle perde arkasından bile neden konuşmadığımı merak ediyor, “Bir selam yok mu?” diyorsun.Kazara sana, seni özledim demekten korkuyorum. Gel desem, yedi çifte kayık çıkarsam, tezkire yollasam, sesini duymak istiyorum desem? Perdelerin arkasından da olsun sesini duysam!!!Bu kapıya yakışmaz ki Gâlib. Bu kapı yüksek kapı. Bu kapı büyük kapı.Aşk ancak asaletin önünde boyun eğiyor… Asaletin önünde eğiliyor Gâlib.Ben seni değil, sende olan aşkı sevdim Gâlib. Sen de bendeki hüsnü…Keşke o meclise hiç girmeseydim. Kayığım Boğaziçi’nde batıp gitseydi o sonbahar.Yaprakların sularda akıp gittiği gibi.Seni yakmak ister miydim sanıyorsun?Ateş denizine düştük. Şimdi anlıyorum seni. Şimdi anlıyorum korkularını.Cadılar devleri… Gayya kuyularını…Bazı günler acıdan ölmek istiyorum. Serv-i simine doğru yürüsem… Yürüsem yok olup gitsem… Yahut, Çerağan sulara gömülseydi öylece.Hangi kadın Şeyh Gâlib’in yandığı kadın olmak istemezdi ki…Ah kalbim, Melling’in labirent bahçelerine döndü.Damarlarımdan âh akıyor Gâlib.Bazen içimde yakıcı bir özlemle uyanıyorum. Bir ateş. Neden, nasıl, nereden geldiğini anlayamadığım bir yangın. Ateş-i aşk bu mu Gâlib?Buna mı derler aşk ateşi? Sahi sen daha evvel düşmüş müydün ateş denizine?Şeyh de olsan, sultan da olsan, insan insan işte!“Öyle bir sultan ki!” diyorsun ya, senin için kendime bakıyorum endam aynalarında.Kendime bakıyorum sen diye. Elimi tutuyorum elin, diye.Gâlib aşkı bilmeden ölsem yazık olurdu, amma ki tanıdığım da çok kötü oldu.Ayşe KARA-Refia Sultan   ... Devamı

26 04 2008

Kapıldım Gidiyorum

 Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârınaEy ufuklar diyorum yolculuk var yarınaAyrılık görünmüşken yâr tutmuyor elimdenMisafirim bugün ben gurbet akşamlarına… Beste: Kaptanzade Ali Rıza BeyGüfte: Ömer Bedrettin Uşaklı   ... Devamı

23 04 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-III

 Evet sımsıkı sakladım aşkımı.Gömleğimden, eteğimden, elbisemin yeninden, dilimden dahi sakladım.Bu Latin harfleri olmasa kaleme dahi almazdım.Şiirler sunup, imâ ile, ‘gel’ davetine gitmedim de, belki ondan bir iz, bir ses, bir koku bulurum diye onun olmadığı vakitlerde kaç kez gittim tekkeye.Kaç kez çıktım tebdil-i kıyafet edip geçeceği yollara…Kaç kez Hamuş’da bekledim, susanları bekleyen kedilerle beraber kabirlerin arasında.Belki çatarım, belki şu köşeden döner de karşıma çıkarsın diye.Kaç kez dolandı ayaklarım, kurudu dilim. Çatarsam ne ederim? Ne derim?..Konuşur muyum şu tenhada, yoksa tutulur kalır mıyım?Konuşursam ne derim? O şiirlerden hiçbir şey anlamamış gibi mi ederim?Yoksa gözlerine bakar mıyım, bizi aşktan yaratanın affedeceği zannı ile.Anlatıyorum işte.Ah kalbim! Kalbim Melling’in labirent bahçelerine döndü.Bu sabah yine korkunç bir özlemle uyandım. Acı… Acı… Acı…Acaba hasretten kaynaklanan acı mı bu? Hicran denilen bu mu?İstediğim sen misin, yoksa aşkın bizatihi kendisi mi?Düşünüyorum. Hayalime başka suretler sunuyorum.Hayır hiçbirini kabul etmiyor. Senin suretinde karar kılmış muhayyilem.Sonra senin suretini sunuyorum gözlerime.Bu sefer bir başka soru “Âşık olunan bu mu?” Hayır hayır diyor içimden bir ses…Maksudun bu değil…İşte o zaman aşkın bizatihi kendisini istediğimi düşünüyorum.Âşık olunanı değil. Aşkın bizatihi kendini.Allah’ım iffetli bir kadın, yabancı birini özler mi?Dün ağzımdan kaçırıp kalfaya sordum.Şimdi etrafımda dolanıyor, ben yazarken, yanımda dolaşıyor… Şamdanları yakıyor, mumların fitillerini kesiyor.  Neler yazdığımı bir bilse.Bu ne biçim iş? Allah’ım acı bana!Gâlib bazen deliriyorum galiba.Bî-karar olmak, b... Devamı

20 04 2008

Güneşe Yazı Yazılmaz

 Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular.  Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu. Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, günlerce ziyafetler verildi, eğlenceler yapıldı. Günler günleri kovaladı, yıllar yılları. Güzelliği dillere destan bir prenses olmuştu o minik kız. Civar ülkelerden her gün bir haberci geliyor,  ya prenslerinin ya krallarının hediyelerini sunuyorlar, evlenme tekliflerini iletiyorlardı.Prenses mutluydu, babası üstüne titriyor, aman kızım, diyordu, acele etme karar vermekte. Bakalım zaman ne gösterir…Padişah bir gün âdeti olduğu üzere tebdil-i kıyafet, ülkesini gezmeye çıktı. Akşama kadar halkının arasında dolaştı. Ne aç bir insana rastladı ne bir dertliye ne de bir kimsesize. Sevinç içinde sarayının yolunu tuttu.Dönüşte ırmağın kenarında oturan bir ihtiyar uzaktan dikkatini çekti. İhtiyar, yerden aldığı taşları birbirine bağlıyor, bir şeyler söyleyip ırmağa atıyordu. Padişah yaklaştı, selam verdi ve sordu:- Hayırdır ihtiyar, ne yapıyorsun böyle?- Kısmetleri birbirine bağlıyorum, dedi ihtiyar adam.Padişah güldü:- Öyle mi, şu attığın kimin kısmetiymiş bakalım?- O mu? O padişahın kızıyla, uşağı Ahmet’in kısmeti…Saraya döndüğünde bir sıkıntı bastı padişahı. Böyle bir şey olabilir miydi? Kısmetleri birbirine bağlamak… Şu zenci uşak ve güzeller güzeli prenses… Gözününbebeği yani, canı, ciğerparesi, sevgili kızı… Olmaz öyle şey, dedi, ama şüphe kurdu d&... Devamı

19 04 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-II

 Korkarım ki adını koyamadığım ve kendime bile itiraf edemediğim duygularımın adı var. Yine de korkuyor, telaffuz edemiyorum.Acaba kalplere de sorumluluk var mıdır?Birkaç gün önce bana yazdığı şiirleri sundu. “Öyle bir sultan ki!”Korkuyorum o şiirlerdenYırtıp attım güya. Bu nasıl iş? Saati saatine tutmaz, bir kararda durmaz.İki saat evvel kesin kararlarla artık bitti diyorsun, iki saat sonra görme isteğiyle yanıp yakılıyorsun… Bu nasıl iş? Allah’ım beni koru!Aşkı tanımadan ölseydim yazık olurdu. Tanıdığım çok kötü oldu.Bilmeden istemeden çaktığım kıvılcım, çıkardığım ateş beni de yaktı.Benim aşk anlayışım vericiydi; canını dahi verici. Aşk bencilmiş meğer, alıcıymış.Kendine istiyormuş.En sevgili nedimemi teselli diye ona gelin gönderdim de, adını söylediğini düşündükçe deliye döndüm.Ne tuhaf, duygu yakınlığı mesafesizlik yapıyor işte.Korkuyorum el kaza “Gâlib seni özledim, sesini özledim!” demekten korkuyorum.Koskoca şeyhe!!!Nasıl da yazdım bunları. Allah’ım seninle paylaştığım her şeyi yazıyla bile paylaşırken korkuyorum. Allah’ım seninle ayrımız gayrımız yok. Sen cânımsın benim.Ateşi ve sabrı galiba şimdi tanıyorum. Acaba ne demeli, nasıl dua etmeli?Aşk ateşiyle iyice yak beni. Hayır hayır dayanamam buna, belki sabredemem…Al bu aşkı içimden. Ya böylesi yalvarsam? Hayır, buna da gönlüm razı değil… Sevdim seni ey aşk sevdim. En çok annemle, dadımla konuşmak isterdim bunu. Ben büyüdüm, demek için mi, yoksa her acıda olduğu gibi bir çocuğun ‘anne, dadı’ diye seslenişi gibi mi acaba?Belki de en iyi cevabı onlar verebilirdi bana.Belki de şöyle derdiler.“Evet olabilir. Ama bazı şeyler gibi bazı şeyler yalnız kendinde saklı kalmalı, duyguların yalnız sana ait olmalıdır.”Belki de kızar, şaşı... Devamı

12 04 2008

Fariğ Olmam

FARİĞ OLMAMFariğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seniBöyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seniBen bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felekŞâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seniBend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadırRişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadırHastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârîndadırBir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seniEy hilâl ebrû dilin meyli sanadır dogrusuSû-yı mihrâba nigâhım kec-edâdır dogrusuRâ kaşından inhirâf etsem riyâdır dogrusuYâ sevâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seniBî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yineSohbetin ruh ü lebindedir helâk olsam yineTîg-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yineHâsılı bî-hûde cevr itme bana sevdim seniGâlib-i dîvâneyim Ferhâd ü Mecnûn’a şalâYüz çevirmem olsa dünyâ bir yana ben bir yanaŞem’ine pervâneyem pervâ ne lâzımdır banaAnlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seniŞEYH GÂLİB***BIRAKMAYACAĞIM SENİBırakmayacağım seni yüz bin keder versen de bana— aşığım ben sanaKaderin kalemi böyle yazmış alnıma—aşığım ben sanaSözümden dönmeyeceğim dokuz tane gök kubbesi dönse bileŞahidim olsun gökyüzü ve yeryüzü aşk yeminime—aşığım ben sanaKalbimin üstündeki zincirler senin gaddar kaşlarındanBeni bağlayan ip senin kıvrılmış siyah kâkülündenHastayım, tek sağlık umudum senin baygın gözlerindenBir çaresiz derde düştüm — aşığım ben sanaEy hilal kaşlı yeni ay gibi, kalbimin dönüşü sanadır doğrusuMihraba bakarsam eğer, o yalnız gözlerimin köşesindend... Devamı