05 10 2008

Söyler

  Dil uyur mest olarak yâr-ı dilârâ söyler Gül susar şermederek bülbül-ü şeydâ söyler Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-ı aşk Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler Ehl-i ‘akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden Zanneder âşık-ı dîvâne mu’ammâ söyler Görmüş âyine-i safında o serv-i endamı Cuy gülşende bu rüyâsını hâlâ söyler Böyle beş beyti bu guyende redif ile Kemal Naili söylese bir âlem-i mânâ söyler Yahya Kemal BEYATLI   Gönül mest olmuş uyur, gönlü süsleyen sevgili söyler Gül utanarak susar, sevgisinden şaşkın bülbül söyler En uzun gecede uzar şafağa kadar aşk öyküsü Ta ki Mecnun bitirir söylevini Leylâ söyler Aklıyla hareket edenler, eyvah, anlamaz gönül dilinden Sanır ki bu çılgın âşık bilmece söyler Görmüş lekesiz aynasında o servi boylu yâri Su, gül bahçesinde bu düşünü hâlâ söyler Redif ile bu beş beyti söyleyen Kemal Murada erip söylese de düş âleminden söyler     ... Devamı

28 09 2008

Bir Canım Var Al Senin Olsun

  Tutamadım ellerin yağmurun olsun, Sarıp da doyamadım… Öpemedim gül tenin de hârın olsun, Sevip de kanamadım…     Ördü kader ağlarını kırdı yine kollarımı ah… Bir canım var al senin olsun!...     Solist : Gökhan Tümkaya       ... Devamı

20 09 2008

Eylül

… Niyeti günler öncesinden edilmiş bir iç döküştür … Şermsâr etme sevgili !Kapındayım bir Eylül ikindisi…Bir bedahterin hicran mevsimi satırlara düşen…Eylül Hazan… Eylül hüzzam… Eylül bir mahur beste hicranla ağlaşılan…Eylül yangın… Eylül hasret…Şermsâr etme sevgili !Yemin ettim bu Eylül açmayacağım şemsiyemi…Açacağım hiç olmadığı kadar yağmuruna yüreğimi…Hazansız düşler düşmedi hiç rüyalarıma… Yağmursuz gülüşlerimin şahidi oldun mu hiç?... Adının geçmediği bir günüm oldu mu?... Sonuna “amin” düşürdüğüm yakarışlarımın başı sensiz oldu mu?...Bir hayal gibi bekledim o vakti ben… Hazansız hayaller kurmadım hiç bir bilsen…Vakti midir?... Aslında hep aynı vakitte yaşadım ömrü ben… Hüznün köşesinde sıkışmış bir nefeslik kapkara bir leyl… Bedeli Elem…Gözlerim siyaha inat sarıya meyyal… Sebebi Eylül… Tezyinatı sarı…Bu mevsimde revnâk asil sarı bir yaprak…Bu efsun… Bu füsun… Eylül’den midir? Eylül’den midir nakkaşların ağlayışı ve dahi neyzenlerin yanışı Eylül’den midir?Bu zarafet… Bu rahmet…Vakit hazana namzet…Eylül özlenmiş rayiha muhayyilemde… Eylül beklenen sevgili rüyâlarımda…Ayların şehriyârı, hazanın mihmandarı… Arzın sarıyla tezyin edilişinin adı…Şirazesi dağılmış eski bir kitabın yapraklarını uçuran rüzgâr… Arzın yaprakla visali... Yağmurla kavuşma anı…Şermsâr etme sevgili !Yemin ederim açmayacağım şemsiyemi…Ayaklar altında can veren yaprak misali halim… İşte gör şikestelendim&... Devamı

14 09 2008

Gülde Hazan

Açmam diyor güllerBeklermiş sevdiğinin mevsiminiBen bir güle döndüm, gülde hazanDöküldü tüm yapraklarım… Söyle bana yağan yağmurSaçlarımdaki karlar eriyecek mi?Bu mevsim de gelmeyecekGüllerim sararıp solup ölecek mi?... Solist : Tolga Türünz... Devamı

12 09 2008

Görebilirim

  … Sonra yüreğimi görebilirim. Dünyaları içine alıp da dünyalara sığmayan yüreğimi. Karun sofrasıyla doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi. İçindeki siyah noktayı. Aynı yerde Hû’ya müheyyayı. Çitsarmaşığını, “aşeka”yı. Beni hem melek hem şeytan kılanı. Arşla bir kılan beni. Beni “zübde-i âlem” edeni. Beni hak ile yeksan kılan “ben”i. Beni Kâbe gibi tavafa, cevelana çağıran “ben”i. Yüreğimdeki siyahı yüreğimdeki beyzâyı. Gecenin içinden yükselebilir ansızın karanfil buğusu. İki minare arasına gerili mahyalardan gemiler gelip gemiler geçebilir. Bu kenti fethedebilirim, bu kente teslim olabilirim. Aynı mahyalar içime kandillerini fitilleyebilir. Gece güne değebilir. Gün geceye dökülebilir. Kim mâni, görebilirim görebilirim. Nazan BEKİROĞLU / Mor Mürekkep     ... Devamı

08 09 2008

Müjgân Müjgân Üstüne

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne Rîze-i elmâs eker her açtığı zahma o şûh Lûtfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürûr Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstüne Râsih   * * *    Ey sevgili; Gözlerini süzme ki, kirpik kirpik üstüne gelmesin; Böylece bağrımda açtığın yaraya ok üstüne ok atmış olma...  Sevgili, açtığı her yaraya elmas tozu ekiyor(bu yaranın kapanmasını engelliyor). Lûtfediyor iyilik üstüne iyilikte bulunuyor  Ey mutluluk; gönlümde şimdi gam var, lütfet sen gelme. Çünkü bir evde misafir üstüne misafir uygun olmaz  Sevgiliden ayrı kalmıştık, bir de yurttan ayrı (gurbete) düştük. Dünya bize hicran (ayrılık  acısı) üstüne hicran gösterdi  Rasih için Hem içki içmez, hem güzel sevmez demişler. Oysa içki de içer güzel de sever iftira üstüne iftira atmışlar   ... Devamı

05 09 2008

Beni Sana Ram Eyle

Bâd-ı sabada kapına geldim, Nâlân olan gönlümle! Aşkın şarabına bandımda geldim, Firakına müptela ömrümle! Ey hünkârım sana visal etmek kavlimle, Tahammül kalmamış bu biçare halimle, Lûtfeyle mülkünden bir zerre ile. Şem'in de bir nur ver aydınlanayım! Canan derim, canı vermektir istidadım! Cilvegâhından bir köz düşür de yanayım Tenha yerinde bağın! Kırılır kan kırmızı gülleri, Bülbül mecnun olur Sükût eder terennümleri Derdimin şifası sendedir Yâ Rab! Lâl olan dilimin sözü, sendedir Yâ Rab! Üryan geldim kapına, günah defterim sendedir Yâ Rab! Düçâr olmuş dertlerimin eczası sendedir Yâ Rab! Şifamı tez eyle Dilimi söz eyle Günahımı setr eyle Meftun geldim kapına Beni sana ram eyle... ... Devamı

03 09 2008

Âyine-i Mücellâda Nihanız

  Şimdi hattat bana sevgini söyle. Bana aşkını söyle. Söyle ki yaradılışının özünde zaten ezeli aşk bulunan şu âlemi birlikte kucaklayalım. Çünkü o, tek kişinin kucaklamasıyla yetinemeyecek kadar geniş ve derin. Tek kişinin tek başına bilemeyeceği kadar karanlık ve aydınlık. Bana sevgini söyle. Bana aşkını söyle. Senin aşkında, senin aynanda evvelâ kendimi göreyim. Kendi güzelliğime hayran olayım. Ne kadar güzel yaratılmış olduğumun farkına varayım. Ben ağlayayım ve sen bana, ne kadar güzel ağlıyorsun, gözyaşların ne kadar güzel, de. Bana sonsuzluğa dair bir şey söyle. De ki varlığıma, de ki varlığına, de ki mutlak olana açılan yollara inancım pekişsin. De ki varlığından haberdar olayım. Güzel başını tahta bir rahleye dayayarak sen de ağla. Var olmuş olduğundan ve dahi var olmuş olacağından emin olayım. Binbir türlü çeşitlemesine dalarak âlemin evvelâ, binbir merhalesinden, binbir vadisinden geçerek; var olmayanın gözle görülmeyenin mutlak güzelliğinde bulalım kendimizi. Ve öyle bir an gelsin ki varlarla yetinmeyerek artık, yoklukları seçelim. Aynalarda görünmez olalım. Şimdi hattat, şimdi bana aşkını söylemelisin. Şimdi bana sevgini söylemelisin. Nazan BEKİROĞLU / Nun Masalları   ... Devamı

30 08 2008

Gülnare

Ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare Sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare Honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı Dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları Her nağme, dudağında çarpılmış karanfil Sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil Göğsünde, kıskandığım bir rüyâdır kırmızı Nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı Dokunmuyorsa kalbim o mazlum kitabeye Ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye Sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi Yalnız bulutlar değil, vahalarda kirlendi Mahşeri bir serabın ardından yürüyorum Gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum Geride, okunmayan silik izler kalıyor Kaktüs hala toprağı uykuda yakalıyor Tarihin her sayfası soluyor pare pare Karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül Böylesi tarumar olmadı belki de gül Toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü Yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü Gözlerin binlerce yıl ötesinden yâdigar Nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar Yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor Yalnızlık damla damla şakağından sızıyor Bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında Mahülya ve hüzün; bazen korku ve sevda Çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var Bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvarKaranlığa mahkumdur gökte sensiz, sitare Ruhumu zevalinle buluşturma, Gülnare Soluğun ab-ı hayat mıdır; filizlendi kül Siyah bir lâle gibi aynaya düştü kâkül Kırdın yüreğimdeki saatin akrebini Kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini Hangi ırmağa baksam akıyorsun derinden Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden Kuduran bir denizde benziyorsun şikare Görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare Gözlerinden fışkıran yanardağlar sönerdi O ısırgan bakışlar bal... Devamı

27 08 2008

Seyyah

Bu şehirden bana acılar kaldıŞarap sundum aya ben ayrılık tattımSeyyah oldum şu âlemde öyküler yazdımOturup anlattım kendi halimceSeyyah oldum şu âlemde türküler yaktımOturup söyledim kendi halimceGözlerinden mektup ellerinden suBekledim durdum ben ne zor yolmuş buSeyyah oldum sözüm bildim gizlendim içimeÇığlık oldu gözlerim kendimi vurdumSeyyah oldum şu âlemde niceler gördümAnladım ki insan kalbine yolcuBana aşk lâzımAşkta ateş ararımKapanmış kapılardan geçtimYanmayan bedenlerden güzelim ben yolumu sildimDünyanın haliÇeker giderimYalnızlık yolcusu gönlümBir garip seyyahım ama kendime göçerimMurat ÇELİK ... Devamı

20 08 2008

Kan Tutar

Leblerimle emrine âmâdedir cânım benimAlda bir bûseyle öldür haydi cânânım benimLâl olur birden dilim bilmem neden görsem seniGörmesem kalmaz kararım dinmez efgânım benimHasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâbOlmadım bir lahza rahat geçti devrânım benimMübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrineBu sebepten her geçen gün düştü dermânım benimYok teselliden nasîbim vermeyin zahmet banaEtmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benimKan tutar sen her bakışta kastedersen cânımaYâremi sar melhem ol da akmasın kânım benimArif Emre her ne etse râzıdır fermânınaSahibimsin hem efendim hemde sultânım benimSüleyman Arif Emre ... Devamı

18 08 2008

Gül Bahçesi

Görsel : Daniel Ridgway KnightHasret imiş derd-i dilimGülşende yoktur sevgilimBir gönlü âşık cariye Esbab-ı halim bu benimGül bahçesinde yalnızımBülbüldedir derin sızımSusadım aşk ummanındanKanmak dileğimdir nazımSözler ve Vokal : Ayşe Erdal  ... Devamı

12 08 2008

Düş'tü Yirmibir...

Ömrümden bir yıl daha yaprak misali düşerken… Geçti gözümün önünden ve el salladım bir bir. İşte günahsız bebekliğimdi şu en uzaktaki… Hemen arkasında masum duran çocukluğum… Peki sessizce duran şu garip?... Boynu bükük bir o kadar mahcup, mahzun ve kırık olanı?... Neydi o?... Yirmi mi?...Acımış sanki… Biraz kırgın… Biraz mahzun…Bir zamanlar “düş”tü yirmi… Oysaki düştü yirmi… El salladım ona da biraz mahcup biraz hisli… Neydi yirmi? Neydi en yerinde tabiri?... Hicran… Firkat… Nedamet… Zarafet… Hasret… Vuslat… Ne çok şeymiş yirmi? Hepsini koynunda barındıran… Hepsini sabrına sığdıran…Yirmi “düş”tü… Korkulu rüyâlar… Ayrılıklar… Vuslatlar… Sırlar… Mevtler… Perdeler… Nefesler oldu… Vuslattı yirmi… Ama işte şimdi düştü yirmi… Uğurluyorum öylece… Sabrı isteyendi yirmi… Sabrı öğreten… Çocuktum belki, “uyan!” diyen…Akmazsa sevgi bir kalbe orayı benlik kaplar. Değmezse bir dost eli omza orayı da gurur… Yâr acısı düşmezse ruha orası hepten yoktur… Bilirim!…Akıp gelen sevgiler için… Benim bir maharetim yoktu zarafete meftunluktan başka… Zarafetiniz… Masumiyetiniz ve içtenliğiniz için… Ve teşekkürler içimde olduğunuz için… Düşümde olduğunuz için… Teşekkürler şükür kapısında durdurduğunuz için…Hece hece satır satır yazdığıma… Sayfa sayfa okuduğuma… Evvelini söylediğim şarkının ahirini tamamlayanıma…Canım içre Canım’a…Yanımda yârânıma…Bu kırık dökük ... Devamı

06 08 2008

Meftun Olarak...

Yandım ebedi hüsnüne meftun olarakKâr etti dilin ruhuma efsun olarakSor hal-i perişanımı saysın gecelerGeldim kapına kaç kere meftun olarakKahreyleme ey sevgili, şad eyle beniGörsen ne çıkar bir kere memnun olarakEtmek mi muradın beni sermest-i harabTaa haşre kadar böylece Mecnun olarakSÜLEYMAN ARİF EMRE                                             ... Devamı

05 08 2008

Denizde Akşam

Akşamı süzme denizRenginden gözüm yandıEngindeki pembe izGönlümde halkalandıUfkun kızıl ateşiYanan derdimin eşiRuhum solan güneşiGurbetin gülü sandı Beste: Kaptanzade Ali Rıza BeyGüfte: Kaptanzade Ali Rıza BeySolist: Dilek Türkan ... Devamı