08 09 2007

Kelâmül-Mülûk Mülûkül Kelâm!

 Kelâmül-Mülûk Mülûkül Kelâm!  Padişahların sözü, sözlerin padişahıdır!     “Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek Giryemi kıldı füzun eşkimi hûn etti felek Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân Beni bir gözleri ahûya zebun etti felek”Yavuz Sultan Selim “Gözlerimden aktı deryalar gibi, yaşım benim Dostlar çok nesne gördü onmadık başım benim.”Yavuz Sultan Selim   “Padişah-ı Cihan olmak bir kuru dava imiş; Bir Dervişe bende olmak, herseyden alâ imiş...” Yavuz Sultan Selim  “Biz bülbül-i muhrik dem-i gülzar-ı fîrakız Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden”Sultan II.Selim    ... Devamı

08 09 2007

Fuzûlî'den...

“Câna meylin var ise hükmeyle teslim eyleyemŞah sensin ben senin bir bende-i fermânınam…”  “Çıkarmak etseler tenden çekip peykânın ol servinÇıkan olsun dil-i mecrûh peykan olmasın Yâ Rab…” "Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever       Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever "     “Suya versin bâğbân gülzârı zahmet çekmesinBir gül açılmaz yüzün teg verse bin gülzâre su…”  "Dest-bûsi ârzûsuyla ger ölsem dostlarKûze eylen toprağum sunun anunla yâra su""Canımı canan eğer isterse minnet canıma Can nedir kim kurban etmeyem cananıma"   ... Devamı

08 09 2007

Ki Adı Aşk, Bu Hikâyenin...

 Gönlümden gökyüzüne yükselen buğu…Buralarda koma beni, birlikte uçur.Al beni!O kadar lâl olmuşum, o kadar…Bak diyemiyorum, ağlayamıyorum bile.O benim cânım…O benim cevabım, aradığım… Adı aşk olunca bir hikâyenin, orda biterim.Ki adı aşk, bu hikayenin… Fatma Şengil Süzer- Ferhat ile Şirin  ... Devamı

06 09 2007

Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün

  Söz Başı Bismihû. Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Önce söz vardı, hayat sonradan geldi. Önce çile vardı ihsan arkadan geldi. Önce iştiyak, arkadan sebat geldi. Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdem, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu... Zindan... Kuyu... Zindan... Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan? Mülk gibi söz de, ne senin ne benim… Cümle gibi aşk da ne senin ne benim… Söz de, aşk da, ne benim ne senin… Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya, ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut, mayıs gülü, ışıklı nisan yağmuru ne kadar Allah’tansa, mülk gibi söz de ve aşk da O’ndan… “Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da, beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen, hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor. Değil mi ki her şey O’ndan, gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka. İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı. Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder. Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir : Bir ... Devamı

06 09 2007

Âh Mine-l Aşk!...

         Zora tahammülü güzel bulanlara değil; güzele tahammülü zor bulanlara yazgılıdır âh... Güneşi izleyen bulut, gizleyebilir mi hiç varlığını güneşin; acıyı saklayan tebessüm, ya saklayabilir mi hiç vücudunu acının? Dokunulunca en ince teline içindeki sızının, bülbül durabilir mi şeydalanmadan ta mahşer olunca?...   Her nereye bakarsa gördüğü âhtır aşkın; âh elinden niyaz için mescide girse dahi...Minaresi elif, kubbesi he dir çünkü camilerin...Ve hala elifin bağrı şerha şerha kan ve hala iki gözü iki çeşme he nin...   Erbab-ı aşka pîşe heman her gün âh imiş Her bir nefes ki âh ile geçmez, günah imiş...   Ve sözün düğümü; Âh mine-l aşk!...   İskender PALA      ... Devamı

06 09 2007

Bülbül...

    Olur mu? Böyle bülbül, hani ahdine vefa Ne olurdu bağımdan geçip gitsen bir defa Şakısaydın bir gülün dallarında yeniden Sakınırdım seni ben, güllerin dikeninden… Şimdi viran bir bağın yasını tutuyorum. Seni kim küstürmüştü bazen unutuyorum. Bir veda nağmesini çok gördün kızıl güle Seninde kısmetin bu, çile bülbülüm, çile.  Hangi rüzgâr taşır ki, o hırçın figanını, Hangi gül kabul etti, son bulmaz hicranını. Söyle hangi gül ile kavil edip söyleştin, Bilmezsin belki ama bu yarayı sen deştin… Senden başka kim bilir gülün intizarını Sanadır ıslaklığı, kibirin ve güzelin… Bir figan et de dindir, gülün ıstırabını, Varsın kanlara batsın, buğday rengi tüylerin… Bağımdan bir kerecik geçip gitseydin eğer, Bir lahza hafiflerdi, kanayan goncalarım. Bir diken vur kalbine, bir güle rengini ver Öl ki; sultanı sen ol, sevda topraklarımın. Kızıl gülün dalında bulununca izlerin, Seni bir suçlu gibi kafeslere koydular. Sen böyle feryat figan yas tutmaya devam et Şairi şiirinden, gülü senden aldılar… Yusuf MESCİOĞLU                                                   ... Devamı

03 09 2007

Sahi Neydi Sevgi???

  Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı? İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derûnî coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman başkaldırmıştı sevgilerimiz, hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı; ya ne zaman pazar eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle? Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba demiştik, hatırlayanı­nız var mı? Hatırlıyor musunuz, sevgi neydi? Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden omuydu acep?!.. O muydu canından ve cihandan geçiren sahip-kıranları?. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü sevdalandıran o muydu? Neydi sevgi?!..Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazan; bir akış bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!.. Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nâzı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!.. Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız, hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?   Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, ar... Devamı

02 09 2007

Demedim mi?.. Güzel Aşk...

 Güzel aşık cevrimizi Çekemezsin demedim mi?... Bu bir rıza lokmasıdır Yiyemezsin demedim mi?... Demedim mi, demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?...Demedim mi, demedim mi? Güzel sana söylemedim mi?... Yemeyenler kalır naçar Gözlerinden kanlar saçar Bu bir demdir, gelir geçer Duyamazsın demedim mi?... Demedim mi, demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?...Demedim mi, demedim mi? Güzel sana söylemedim mi?...  Çıkalım meydan yerine Gidelim Ali seyrine Can-ü başı Hak yoluna Koyamazsın demedim mi?... Demedim mi, demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?...Demedim mi, demedim mi? Güzel sana söylemedim mi?...  Bu dervişlik bir dilektir Bilene büyük devlettir Yensiz yakasız gömlektir Giyemezsin demedim mi?... Demedim mi, demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?...Demedim mi, demedim mi? Güzel sana söylemedim mi?...   ... Devamı

02 09 2007

Tıkandı Baba

                                                Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyorTıkandı baba, çay getirTıkandı baba, onu getir... bunu getir...Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmişHele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesiUzun mesele evlat, demiş Tıkandı babaAnlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadaraksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi.O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz.Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış, bakmış baklava nefi... Devamı

02 09 2007

Diken Diken

  DİKEN DİKENZembilcide büyüyen, dal üstünde uyuyan Gülmek sende gül olur, sen bende diken diken Elmas beşik içinde kundağını öptüğüm Sevmek tende gül olur, ten bende diken diken İnci döker gözlerin asil kirpiklerinden Umut kanda gül olur, kan bende diken diken Kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim Ölüm canda gül olur, can bende diken diken Maverayı bulunca kapında süvariler Kılıç kında gül olur, kın bende diken diken Kafdağından öteye gidenler birgün döner Hasret handa gül olur, han bende diken diken Hasadı diriliştir tarlasında sevginin Buğday unda gül olur, un bende diken diken Acıların birikir, birikir de içimde Her şey bende gül olur, ben bende diken diken Nurullah GENÇ      ... Devamı

02 09 2007

Çaydanlık ve Bardak

    Ne kadar kibirli dursa da Bardağın önünde eğilir çaydanlık Öyleyse bu büyüklenme niye ? Bu kibir bu gurur niye? Mütevazi ol, Hatta bir adım bile geçme gurur kapısından.. Bardağı insan bunun için Öper alnından...     ... Devamı

02 09 2007

İsimle Ateş Arasında...

  ... Şehadet eden parmağımı ışığa çeviripde gördüklerimi gösterebileceğim kimsenin kalmadığını artık farkedince. Cellat taşına başını uzatan bir cellat ya da kendi ölüm fermanını taşıyan bir ulak ve ya enkaz altında çığlığını duyuramayıpda ses vermekten henüz sağken vazgeçen kazazedenin ümitsizlik sükunetinde. Yitirecek hiçbirşeyi kalmamış olanlara mahsus baş eğişle baş eğdim. Acıyan yerlerimin daha az acıyacağına dair ümidimi tümden yitirdim. Kaçmadım artık yaralarımdan. Yanarak varolmayı kabullenmekle sönerek yok olmak arasında yapılacak seçimden ibaretti bütün hikâye. Yitirdim zannedipde bulanlarla, buldum zannedip yitirenler arasında nerede durduğumu artık merak etmedim. Beni suyun üzerinde tutan ellerden kesildi elim. Öylece gömüldüm derin karanlıklara. İndirdim savunağım olan tüm perdeleri. Sessizce yenilgiye evet dedim... ... Nazan Bekiroğlu-İsimle Ateş Arasında             ... Devamı

02 09 2007

Sen İstanbul Kokardın...

    Martıların gözlerinden dinledim İstanbul'un boğazı yanmış dün gece Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize Ben bu şehre yüreğimi içirmedim   Göklerden hicran yağdı, İstanbul'lu bir geceydi Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın...   Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi... Utanır, intihar ederdi ölüm, Hayata rest çekip ağladığımda, Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi... Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda, Kâh aşkı yağan kar tanesi Kâh Leyla tüten rüzgârdın Zambak gibi leylak gibi, Sigaramda duman gibi Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın   Dayadım ondörtlüyü İstanbul'un şakağına İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum   Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece Sensizken, İstanbul'da bir kez olsun gülmedim Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul Aşkından hatıra dedim gözyaşımı silmedim Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim   Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor Çatlayas... Devamı

02 09 2007

Göz kırp bana sitare; bileyim seni!..

    Siz ey, evvelce kömür karasında yalan, sonra gönül  yarasında parlayan yıldızlar! Siz zambak zambak... Ve  sonra bayrak bayrak... Hani siz; kendinizi dostluğa  ilikleyerek dolaşırdınız semalarımızda?!..  Siz ey, düşmanlar iken birbirinin ışığında dost olan  yıldızlar! Hani siz firuze akşamların reyhan reyhan açan  çiçekleriydiniz atlas bahçelerde!?..  Siz ey, noksanları tamamlanınca bir bir parlayan  yıldızlar! Hani siz kol kola girdiğinizde saadetin çağıydı  asumanlarınızda!?..  Bir yıldız, gökte bir saadetin adıdır yerdeki insan için.  Açamayan goncaların karanlık tarlasında bir çolpan;  karalığın kudurmuş ağzında bir sitar(e), gökleri ayakta  tutan dağlar gibi bir demirkazık, ve umutları hüzünle  büyüten bir kervankıran... Münzevi avcılara yorganlar  biçen gecelerin ışık ışık yanışıdır yorgun bulutlar  arasında her yıldız; ve Adı Güzel Süvari’nin berk urarak  koşan Burak’ının nallarından çil çil serpilen  kebkebleriyle romantik desenler dokuyan mistik  kevkebleridir.  Yıldızlarımız nerede hey!..  Gerçeğin ruhuna üfleye üfleye hayatı sevgiyle yorumlayan  yıldızlarımız nerede? Yağmalanmış kuyulara  düşüremediğimiz yağmurları, kör sıtmalarımıza serinlik  diye yağdıran yıldızlarımız nerede? Kentten  kaçışlarımızın ardından avuçlarda yalnızca bir damla  gözyaşı olup yanan yıldızlarımızı kim aldı? Yıldızlarımız  nerede?  * * *  Yıldızlarımızı yitirdik!.. Aah, ışıklarımızı yitirdik. Işığımız  körlük, beyazımız karalık oldu. Gü... Devamı