23 04 2008

Hüsn ve Aşk Bâbı-III

 

Evet sımsıkı sakladım aşkımı.

Gömleğimden, eteğimden, elbisemin yeninden, dilimden dahi sakladım.

Bu Latin harfleri olmasa kaleme dahi almazdım.

Şiirler sunup, imâ ile, ‘gel’ davetine gitmedim de, belki ondan bir iz, bir ses, bir koku bulurum diye onun olmadığı vakitlerde kaç kez gittim tekkeye.

Kaç kez çıktım tebdil-i kıyafet edip geçeceği yollara…

Kaç kez Hamuş’da bekledim, susanları bekleyen kedilerle beraber kabirlerin arasında.

Belki çatarım, belki şu köşeden döner de karşıma çıkarsın diye.

Kaç kez dolandı ayaklarım, kurudu dilim. Çatarsam ne ederim? Ne derim?..

Konuşur muyum şu tenhada, yoksa tutulur kalır mıyım?

Konuşursam ne derim? O şiirlerden hiçbir şey anlamamış gibi mi ederim?

Yoksa gözlerine bakar mıyım, bizi aşktan yaratanın affedeceği zannı ile.

Anlatıyorum işte.

Ah kalbim! Kalbim Melling’in labirent bahçelerine döndü.

Bu sabah yine korkunç bir özlemle uyandım. Acı… Acı… Acı…

Acaba hasretten kaynaklanan acı mı bu? Hicran denilen bu mu?

İstediğim sen misin, yoksa aşkın bizatihi kendisi mi?

Düşünüyorum. Hayalime başka suretler sunuyorum.

Hayır hiçbirini kabul etmiyor. Senin suretinde karar kılmış muhayyilem.

Sonra senin suretini sunuyorum gözlerime.

Bu sefer bir başka soru “Âşık olunan bu mu?” Hayır hayır diyor içimden bir ses…

Maksudun bu değil…

İşte o zaman aşkın bizatihi kendisini istediğimi düşünüyorum.

Âşık olunanı değil. Aşkın bizatihi kendini.

Allah’ım iffetli bir kadın, yabancı birini özler mi?

Dün ağzımdan kaçırıp kalfaya sordum.

Şimdi etrafımda dolanıyor, ben yazarken, yanımda dolaşıyor… Şamdanları yakıyor, mumların fitillerini kesiyor.  Neler yazdığımı bir bilse.

Bu ne biçim iş? Allah’ım acı bana!

Gâlib bazen deliriyorum galiba.

Bî-karar olmak, bî-mecal kalmak bu mu?

Ayşe KARA-Refia Sultan

 

49
0
0
Yorum Yaz