04 10 2009

Güz Sancısı


 

...Düşünce bîtab sancılardan...

Ne vakit ki başladı bende korkulu düşler o vakit anladım hazana az var... Bakıpta ağlamadığın gün gözlerime, yakmaya başladı gözlerimi o dayanılmaz acı... Ağlardın oysa... Bakıp bakıp ağlardın... İnci mercan yaşlar dökülürdüde dokunmaya kıyamazdım...

Bir seher vakti bildim hazan vuracaktı ömrüme! Bir ikindi vakti gökyüzü laciverde çalmaya yakın çalındı rengim hicran rengine... Çaresiz boyun eğdim... Gitmeliydim...

Şimdi bir güz sancısı çekmedeyim... Ağlasam olmaz sussam olmaz! Konuşsam duyulmaz yazsam anlaşılmaz... Bir bir düşüyor hayaller avuçlarımdan... Düşüyorsun düşlerime hergün... Ve düşüyorum düşlerinden gün gün...

Toprağa düşen yaprağa kim kıyar hazan vakti?... Kim alır avuçlarınada inci mercan yaşlar döker ona?...   Kaderi düşmek dallardan, savrulmak rüzgârla ve ezilmek ayaklar altında. Boyun eğmiştir... Canı yandığında çıkardığı ses, acımayana ahenktir. Onun ağlayışıdır oysa çıkan ‘çıt’ sesi... Ne acıdırki bilmeyene zevk verir... Düştüm ömründen bir yaprak misali bende... Bastılar elbet benimde üzerime... Ve baktım aldırmadı çıkan ‘çıt’ sesine kimse!...

Güz yağmurları yağıyor üzerimede söndüremiyor ateşimi. Gözyaşım şafaklara emanet... Üşüyorum belki... Güz rüzgârını bir saçlarımı savurduğunda hissediyorum... Öyle yanıyorumki hissetmiyorum serinliğini... Ellerim bir güz yaprağına gidiyor. Garip, kaderim tıpkı onun gibi... Ama içimde idrakın sevinci... Bilirim doğmak için ölür her can... Aşk mezadı yaman...

Güz sancıları bahar neşvelerine gebeyse haydi acıt canımı! Savur beni, ıslat yağmurunla aldırmıyorum! Sonbaharıysa ömrümün affet Allah’ım ben senin merhametine sığındım dört mevsim on iki ay kalbimde sevgini taşıdım... Yağmurda, rüzgârda, karda her ne ki var neşede ve acıda... Sendendi bildim... ‘Şükür!’ dedim... Boyun eğdim... Bilirim; kaldırabilirim... Fazlasını hiç vermedin...

Şafak...

 

 


176
0
0
Yorum Yaz