02 09 2007

Göz kırp bana sitare; bileyim seni!..

 

 

Siz ey, evvelce kömür karasında yalan, sonra gönül

 yarasında parlayan yıldızlar! Siz zambak zambak... Ve

 sonra bayrak bayrak... Hani siz; kendinizi dostluğa

 ilikleyerek dolaşırdınız semalarımızda?!..

 Siz ey, düşmanlar iken birbirinin ışığında dost olan

 yıldızlar! Hani siz firuze akşamların reyhan reyhan açan

 çiçekleriydiniz atlas bahçelerde!?..

 Siz ey, noksanları tamamlanınca bir bir parlayan

 yıldızlar! Hani siz kol kola girdiğinizde saadetin çağıydı

 asumanlarınızda!?..

 Bir yıldız, gökte bir saadetin adıdır yerdeki insan için.

 Açamayan goncaların karanlık tarlasında bir çolpan;

 karalığın kudurmuş ağzında bir sitar(e), gökleri ayakta

 tutan dağlar gibi bir demirkazık, ve umutları hüzünle

 büyüten bir kervankıran... Münzevi avcılara yorganlar

 biçen gecelerin ışık ışık yanışıdır yorgun bulutlar

 arasında her yıldız; ve Adı Güzel Süvari’nin berk urarak

 koşan Burak’ının nallarından çil çil serpilen

 kebkebleriyle romantik desenler dokuyan mistik

 kevkebleridir.

 Yıldızlarımız nerede hey!..

 Gerçeğin ruhuna üfleye üfleye hayatı sevgiyle yorumlayan

 yıldızlarımız nerede? Yağmalanmış kuyulara

 düşüremediğimiz yağmurları, kör sıtmalarımıza serinlik

 diye yağdıran yıldızlarımız nerede? Kentten

 kaçışlarımızın ardından avuçlarda yalnızca bir damla

 gözyaşı olup yanan yıldızlarımızı kim aldı? Yıldızlarımız

 nerede?

 * * *

 Yıldızlarımızı yitirdik!.. Aah, ışıklarımızı yitirdik. Işığımız

 körlük, beyazımız karalık oldu. Güvenlerimiz çorak

 coğrafyalara ekildi, bereketli başaklarımızı cılız güveler

 yedi. Yağmur yağmur güzellikler, nefes nefes yakınlıklar

 göç ettiler yad ellere ve kül yorgunu bulutların tül

 desenleri arkasında, gül sarhoşu şerareler misali parlayan

 şafak yıldızlarımız söndü ardı ardına.

 Yıldızsız bağırlarımızda kulunçlar ve kılınçlar eskitiliyor

 şimdi, aydınlıklarımız kara düşüncelerle karanlık

 dehlizlere kilitleniyor. Bir bir dökülüyor yanılsamalarımız

 tarihin utanç bellediği seherlere, ve kalbur kalbur

 eleniyor yorgun, solgun ve küskün zamanlar yerlere.

 Yangınlar çalınıyor bahtımıza, ışığı olmayan yangınlar...

 Mağaralardan uzun uyku sesleri geliyor, ve kovasız

 kuyularda Yusuflar ağlaşıyor. Taze gelinlerimizin

 köhnemiş çeyizlerine kelep kelep taze lavanta taneli

 hayaller bükülüyor; dudaklarından, uzak zamanlar

 hatırası yıldız yıldız parlayan gülüşler sökülüyor ve komşu

 evlerin akasyaları arasından belki de hiç

 bestelenemeyecek şiirler dökülüyor. Zulmün ağırlığında

 sabır taşları çatlatılıyor umarsızca, ve dile

 getirilememişliğin boğuk sancıları saplanıyor böğrümüze

 arsızca. Yazık ki sahralara ikiyüzlülük yayan yarelere de,

 sevincin kalbini kemiren farelere de şiirler yazılıyor artık

 yıldızsız zamanlarda.

 Yıldız alacası bir dünyada yıldız falcılarına çaldırdık son

 şafak yıldızımızı da. Yerlerde çiçek, göklerde yıldızdı

 düşlerimiz; ve heyhâât, yıldızların düştüğü yere kilitlendi

 gülüşlerimiz. Yıldızlarımız kaydı ve her gece avare

 uykusuzluklarda yıldızlar sayarak poyrazına tutulduk

 yıldız yelinin. Yıldızlarımızı söndürdüler göklerde, bir

 türlü barıştıramadılar yıldızlarını yıldızımızla. Sonra

 tarihlerimiz başkaldırdı coğrafyalarımıza, sonra

 yağmalanan günlerimizde anlam ile insan el ele tutuşup

 gittiler yıldızsız semalara, yittiler.

 Sen ey!.. Nakaratı unutulmuş müzdeviç şarkıların al al

 rengiyle dokunan Ayyıldız’ım, bayrağım! Aşkın ve

 kavganın enkazında yeter şu küskünlüğün!

 Gülümseyişlerin vursun yüzlerimize, nur içinde nur olsun;

 gecelerin sesleri ekilsin yüreklerimize, sürur üzre sürur

 olsun, matemimiz sûr olsun.

 Yıldızlar!.. Göğe bakan çocuklarımıza bir kez olsun yüz

 gösterin ve sabahlara yakın düşsün artık aydınlıklarımız.

 Nerede bir biçimli güzellik varsa hep sizinle biçsin

 şirazesini, ve nerede bir ahenkli sanat varsa sizinle ölçsün

 endazesini. Güzelliğin hakiki sevenleri, sevecekleri hakiki

 güzelliği sizinle tanısınlar ve sizi ansınlar. Yaşasın sizin

 için ağlayan bir dize her şiirde; ve sizin için parlayan bir

 damla her nehirde...

 Yıldızlar!.. Acep siz, kefensiz gömülenlerin yerine mi

 bekliyorsunuz doruklarımızı?

 Yıldızlar!.. Bigane körlüğümüze göz kırpmaktan yorulmaz

 mısınız hiç?

Yıldızlar!.. Samanyolundan gelecek kervanlarınızı

bekliyoruz; bir susuzluğu gidermek ve bir vuslata ermek

için...

 

İskender PALA

 

 

 

 

 

 

30
0
0
Yorum Yaz