12 08 2008

Düş'tü Yirmibir...



Ömrümden bir yıl daha yaprak misali düşerken…

 

Geçti gözümün önünden ve el salladım bir bir. İşte günahsız bebekliğimdi şu en uzaktaki… Hemen arkasında masum duran çocukluğum… Peki sessizce duran şu garip?... Boynu bükük bir o kadar mahcup, mahzun ve kırık olanı?... Neydi o?... Yirmi mi?...

Acımış sanki… Biraz kırgın… Biraz mahzun…

Bir zamanlar “düş”tü yirmi… Oysaki düştü yirmi… El salladım ona da biraz mahcup biraz hisli… Neydi yirmi? Neydi en yerinde tabiri?... Hicran… Firkat… Nedamet… Zarafet… Hasret… Vuslat… Ne çok şeymiş yirmi? Hepsini koynunda barındıran… Hepsini sabrına sığdıran…

Yirmi “düş”tü… Korkulu rüyâlar… Ayrılıklar… Vuslatlar… Sırlar… Mevtler… Perdeler… Nefesler oldu… Vuslattı yirmi… Ama işte şimdi düştü yirmi… Uğurluyorum öylece… Sabrı isteyendi yirmi… Sabrı öğreten… Çocuktum belki, “uyan!” diyen…

Akmazsa sevgi bir kalbe orayı benlik kaplar. Değmezse bir dost eli omza orayı da gurur… Yâr acısı düşmezse ruha orası hepten yoktur…
Bilirim!…

Akıp gelen sevgiler için… Benim bir maharetim yoktu zarafete meftunluktan başka… Zarafetiniz… Masumiyetiniz ve içtenliğiniz için… Ve teşekkürler içimde olduğunuz için… Düşümde olduğunuz için… Teşekkürler şükür kapısında durdurduğunuz için…

Hece hece satır satır yazdığıma… Sayfa sayfa okuduğuma… Evvelini söylediğim şarkının ahirini tamamlayanıma…

Canım içre Canım’a…

Yanımda yârânıma…

Bu kırık dökük satırları üstüne alanlara… İçinde kendini bulanlara…

Hiç karşılık beklemeden, yalansız, riyasız ve koşulsuz bana sevgisini sunanlara…

Ağladığımda benimle ağlayanlara…

Gülüşünü gülüşüme katanlara…

Bir bardak çayı benimle paylaşana…

Ömrümü ömrüne saranlara…

Özlediğimde “Özledim!” diyebildiklerime…

Özlendiğimi bildiklerime…

Seviyorum!... Çok seviyorum sizleri ben…

İyiki varsınız… Ve iyiki benim hayatımdasınız…

Bu satırlar sizlere…

N’olur! Olun siz yine benimle yirmibir’de…

 Evvelini söylüyorum yine o şarkının… Ahiri sende…

O da bir zamanlar “düş”tü… Şimdi benim ömrüme “yirmi bir” düştü…

ŞaFaK

 


184
0
0
Yorum Yaz