02 05 2010

Başlangıç

 

“Aziz Mahmud Hüdai hürmetine…

Bizim ve bizden öncekilerin Rabbi, senden başka İlâh yoktur, ancak sen varsın.

Cebrail’in kanadı üzerine yazılı ismin hakkı için…

Mikâil’in kanadı üzerine yazılı ismin hakkı için. Azrail’in avucu içine yazılmış ismin hakkı için.

Bin bir ismin hakkı için.

Meryem oğlu İsa’nın (a.s.) ölüleri dirilttiği ismin için, ben de senden istiyorum Yâ Râb!

Meryem’i hücresinde rızıklandırdığın ismin hakkı için!

Musa’nın (a.s.) nidasıyla denizlerin yarılıp, Beni İsrail’e yol verdiğin hürmetine…

Ya Settar… Ayıplarımı ört. Diriliş gününde beni rüsvay eyleme.

‘Sen olmasan âlemleri yaratmazdım!’ dediğin Muhammed Mustafa hürmetine…” Ağladı ağladı inleyerek sustu.

- Sonraki vakitlerde gökyüzüne uzanan her şey, ağaçlar, yapılar, dağlar Maria Tirard’a Yaradana uzanmış o kolları, O’na doğrulmuş o başı hatırlatacaktı. –

Neden sonra sakinleşip, kamburunu olabildiğince doğrultup kalktı.

Bastonunu tıklata tıklata merdivenlerden çıktı, ardında kedilerle aynı hal üzere türbenin üst kapısından yola koyuldu.

Kadın sokağın sonunda durdu. Kendisini bekleyen Arnavut ciğerci sopasından asılı ciğerleri bir ağacın altına boşalttı. Nereden çıktığı anlaşılmayan bir sürü kedi hırlaşarak ciğerlerin başına üşüştüler.

Beyaz kediler yine mesafeli, yine heykel hareketsizliğinde el pençe divan durdular.

Maria ne zaman, Kedili Kadına rastlasa gerilerden o da kafileye katılıyor, kedilerin peşinden giden çocuklarla beraber kadının evine kadar gidiyordu.

Bu takiplerin sonunda bir gün iki kanatlı yuvarlak alınlı koca bahçe kapısından son kedi de içeri girdikten sonra bu kez kapı kapanmadı. “Gel” işareti yaptı beyazlı kadın.

Etrafına bakınıp kendisinden başka kimseyi göremeyen Maria, “Bana mı söylüyorsunuz?” gibi bir işaret yaptı. Kedili kadın, kambur bedeninin üzerinden “evet” anlamında başını salladı.

Nihayet bu esrarlı kadının yüzünü görebilecekti.

“Ne olursa olsun içeri girmeliyim.” Dedi.

Kadın sofada önce deyneğini bıraktı, sonra çarşafını sıyırdı.

Kadının çarşafıyla birlikte sırtından sıyrılıp düşen kamburuna şaşkınlıktan gözleri gerilmiş bakarken, kızıl saçların çevrelediği bir yüz, yüzünü kaplamış gibi duran yosun yeşili gözler, biçimli bir burun, kızıl dudaklar, pembe beyaz bir ten, ince narin bir bedenle karşı karşıyaydı şimdi.

Maria Tirard’ı elinden tutup içeri götürdü.

Buruk bir gülümseme ile:

“Belki de kedilerim sizi bu denli merakta bırakıp peşime takmıştır. Çocuklar da takılırlar çoğu kez kedilerimin peşine ama bu kadar ısrarlı bir takipçim olmamıştı hiç.” Mahzun mahzun güldü, “Kedileri saymazsak tabii!” dedi.

Her yanı beyaz olan evde, beyaz atlas sedir üzerine oturması için yer gösterdi Maria’ya.

Hâlâ şaşkınlığı geçmemişti. Kedilerin her biri kraliçevâri yürüyerek minderlerine kuruldular.

Önce gül şerbeti ikram etti ihtiyar dadı.

İkram edilen şerbeti bir an önce içti. Bir an evvel dinlemek, öğrenmek istiyordu.

...

Ayşe KARA_Refia Sultan

 

 

52
0
0
Yorum Yaz